Göbekli Tepe mi? Gizemli Tepe mi?

tarafından hazırlandı| MİMARİ

Göbekli Tepe, Mezopotamya’daki ilk kentlerden 5.000 yıl, milyonlarca turistin ziyaret ettiği İngiltere’deki “Stonhenge” den 7.000, Mısır Piramitlerinden de 7. 500 yıl önce yapılmıştı! Amerikan “National Geographic” dergisi Göbekli Tepe’yi “Dinin doğuşu, dünyanın en eski tapınağı” olarak tanıttı.

Anadolu için “Doğu ile Batı arasında köprüdür!” derler… Bu tanımlama Anadolu için yetersizdir. Çünkü Kuzey’de Karadeniz’in, Güney’de Akdeniz’in kültürel bağlantılarının etkilerini içermez. Bu nedenle Anadolu bir “köprü” değil, dört yönde yaşayan bir “uygarlıklar kavşağıdır.” Anadolu’da, adı bilinen 42 uygarlık yaşamış, adı bilinen 3 bin antik kent saptanmıştır. Homeros’un ünlü Troia’sı gibi 20 bin “höyük”, “eşek kulaklı” Kral Midas’ın Gordion’daki gibi 25 bin tümülüs, 20 bin kadar da çeşitli dönemlerden kalma anıtlar vardır. Yazıdan önceki uygarlıkların adları bilinmediği için, örneğin Göbekli Tepe, Çatalhöyük, Hacılar gibi, yerleşimler bugünkü yerel adlarıyla söylenir.

Anadolu’da ilk imparatorluğu Hititler, Çorum Hattuşa’da kurdular. Ayrıca Roma, Doğu Roma (Bizans), Osmanlı başkentleri de Anadolu’da idi. Doğu’daki Pers ve Batı’daki İskender imparatorluklarına da ev sahipliği yaptı. Dünyada bu olgunun bir başka benzeri yoktur.Dünyada birden fazla kez imparatorluğa başkentlik yapmış, İstanbul’dan başka bir kent görülmez! Gelelim “Göbekli Tepe’ye”… “Göbekli Tepe’nin” adı bence “Gizemli Tepe” olmalı!İnsanlar, özellikle Güneydoğu bölgemizde mağaralarda yaşarlardı. Avcılık ve bitki toplayıcıyla yaşamlarını sürdürürlerdi Bu döneme “Paleo – litik (yontma ya da eski taş) Çağı” deniliyor. İnsanlar daha sonra nehir, göl kıyılarına yerleştiler. Tarımı öğrendiler ve hayvanları evcilleştirdiler. Bu döneme de “Neo – litik (cilalı ya da yeni) Çağ” deniliyor. Bu iki dönem arasında insanlar göçebeydiler. Avcılık ve toplayıcılık ağırlıklı olmakla birlikte tarıma ve hayvanları evcilleşmeye geçiş başlamıştı. Bu dönem, Anadolu’da “Epi-Paleo – litik (Eski Taş Ötesi)” ve Avrupa’da “Mezo – litik (Orta Taş) çağı” olarak tanımlanıyor. Göbekli Tepe, bu döneme giriyor. İÖ 10 bin, günümüzde 12 bin yıl öncesine tarihleniyor. Dört tabakanın altı 12 bin, üstü ise 11 bin yıl öncesine gidiyor. Haritada “T” biçimli dikili taşlar görülen yerleşmeler ise Göbekli Tepe ile çağdaş ya da sonrasına tarihlenir.

Göbekli Tepe’ye, 1964’te başlayan Çayönü, 1978’den sonra ise 35 km uzaklıktaki Nevali Çori ve bazı komşu arkeolojik kazılar, ipuçları veriyor. Nevali Çori buluntularında yapılan “radyo karbon” incelemesiyle, bu yerleşmenin İÖ 8.400 – 7.400 tarihlerine dayandığı saptandı. Göbekli Tepe’den 1.500 – 2.500 yıl sonrası… Şanlıurfa’ya 18 km uzaklıktaki Göbekli Tepe, insanlık tarihinin “gizemlerini” ortaya çıkarırken, yine de çözülmesi gereken pek çok “gizemi” taşıyor.

O zaman maden kullanılmıyor. Çekiç, küskü yok! Yalnızca çakıl taşları ile yontma yapılabiliyor. Bu koşullarda o heykeltıraşların yaptıkları bu yapıtların dünyada benzerleri bulunmuyor.  Göbekli Tepe, Mezopotamya’daki ilk kentlerden 5.000 yıl, milyonlarca turistin ziyaret ettiği İngiltere’deki “Stonhenge’den” 7.000, Mısır Piramitlerinden de 7. 500 yıl önce yapılmıştı! Amerikan “National Geographic” dergisi Göbekli Tepe’yi “Dinin doğuşu, dünyanın en eski tapınağı” olarak tanıttı…

Bazı buluntuların, çevre yörede yaşayan insanların Göbekli Tepe’ye “tapınmaya!” gittiklerini gösterdiği düşünülüyor! Sanki 12 bin yıl öncesi insanın Mekke’si gibi! Kazılarda 100 bini aşkın yenmiş hayvan kemikleri ele geçti. Hayvanların burada kurban edildikleri, ayrıca inşa sırasında yenildikleri öngörülüyor. Gömülü insan iskeletleri bulunmadığı için burası bir mezarlık değildi. Göbekli Tepe’ye giden patika üzerinde, ziyaretçileri bir karadut ağacı karşılıyor. Ağaç, günümüzde bazı ziyaretçilere “dilek ağacı” hizmetini yapıyor.

Bir anlamda aynı yörede, 12 bin yıllık “inanç” olgusu günümüzde de sürüyor demektir. Göbekli Tepe, ilk kez 1983’te tarlasını karasabanla sürerken bulduğu yontulmuş bir taşı müzeye götüren yerel çiftçi sayesinde ortaya çıkarıldı. 1995’de Şanlıurfa Müze Müdürlüğünün başkanlığında ve Alman Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Herald Hauptmann’ın danışmanlığında “yüzey araştırmaları” yapıldı. 1996’da Müze Müdürlüğünün başkanlığında ve sonra Arkeoloji Enstitüsü’nden Prof. Klaus Schmidt danışmanlığında kazılara başlandı. Şimdiye değin 20 alandan altısı ortaya çıkarıldı. 10 – 30m çaplarındaki 20 kadar çukurda, yükseklikleri 2 – 6m arasında değişen, 40 – 60 ton ağırlıklarda, “T” biçimli anıtsal dikili taşlar Göbekli Tepe’ye “gizem” katıyor!

Göbekli Tepe’deki anıtsal dikili taşların, 300 – 400m ötedeki taşocağından çıkarıldıkları saptandı. O zaman “tekerlek” daha icat edilmemişti. Bu taşların oraya nasıl taşındıkları ise tam saptanamadı. Anıt heykellerin en önemli yanı, o dönemde maden bilinmediği için, bunların çakıl taşları ile yontularak yapılmış olmaları… 2007’de kazı başkanı olan Prof. Schmidt şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Taş üzerine kabartma tekniğiyle yapılan zengin içerikli bezemelerin sanıldığından daha karmaşık bir düşünsel ve inanç düzeyine aittir. İnsanların günlük yaşantılarında önemli rol oynamış olmaları gerekmez, yapılma amacı mitolojik ifadelere dayanıyor olabilir!” Göbekli Tepe, tarih kitaplarını değiştirecek önemde geçmişten izler barındıran, inşa edildiği döneme ait olması beklenilmeyecek düzeydeki anıtsal mimari yapıların bulunduğu ‘gizemli’ bir tepe… Bulunan dikilitaşlarda 20’ye yakın türde hayvan kabartmaları arasında sürüngen kabarmaları, çöl varanı, kurt kafaları, yaban domuzu, turna, boğa, yaban ördeği, leylek, tilki, yılan, akrep, yabani koyun, örümcek görülüyor. Ayrıca “aslan” kabartmasının varlığı, o yıllarda Anadolu’da “aslanın” yaşadığını da belgeliyor. Toy, turna, akbaba gibi kuşların yanı sıra hayvanların tümü erkek olup dişilere yer verilmemişti. Önceki yıl, bir “çöl varanı” Şanlıurfa’nın Viranşehir ilçesindeki bir sarnıçta, yaklaşık 1m uzunluğunda soğuk havanın etkisi ve açlıktan ölmüş olarak bulunmuştu. Türkiye’de yaşayan en büyük sürüngeni olan bu zehirsiz “çöl varanlarını” yöre insanları öldürüyorlar. Ancak, öldürenlere para cezası uygulanıyor. Arkeologlar 40 – 50cm yüksekliğinde bir insan başı ve üzerinde parçalanmış bir kartal buldular. Ancak heykelin devamını bulmayı ertesi güne bıraktılar. Pazar sabahı o noktaya geldiklerinde bu 11 bin yıllık heykel başının çalındığını gördüler… Durumu ilgililere bildirdilerse de baş bugüne değin bulunamadı… Yapılan soruşturmada, olayın kazı alanında çalışan işçiler arasındaki husumetten kaynaklandığı ve orada çalışanlar aleyhine bir “düzenleme” olduğu açıklandı. O yıl kazıya ara verildi ve Prof. Schmidt’e 150 bin lira para cezası kesildi. O noktada sonra yapılan kazıda başa ait bir gövde bulunmadı.

Prof. Schmidt’in, Göbekli Tepe kazısına ilişkin Türkçe, Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Rusça kitapları bulunuyor.

Ölümünden sonra şu satırları yazmıştım: “Klaus Schmidt’in (61) ölümü yalnızca arkeoloji dünyası için değil, Göbekli Tepe için de büyük bir kayıptır. Kültür Bakanlığının Göbekli Tepe’yi öksüz bırakmamak için en azından Schmidt kadar alçak gönüllü, çeşitli dillerde kitaplar, makaleler yazabilecek ve TV belgesellerini de başarabilecek birisini kolay kolay bulamayacaktır. Unutmayalım ki en azından 14 alan daha kazılmayı ve günışığına çıkarılmayı bekliyor!” TRT, Kalkınma Bakanlığı ve Diyarbakır Valiliğince desteklenen “Cazibe Merkezlerini Destekleme” programı adı altında hazırlanan “Suların Ateşi ve Taşların İmparatorluğu” adlı belgeselde, insanlık tarihinin en önemli yapıtlarından biri olan “Göbekli Tepe’nin Hz. İbrahim’in yıktığı putların bulunduğu tapınak olduğu” ima edildi. Ayrıca, Göbekli Tepe anıtlarından birinin parçalandığı yansıtan bir sahne de canlandırılıyor.

Prof. Schmidt’in eşi Çiğdem Köksal Schmidt, “Yapmayın etmeyin, bir muhteşem kültür varlığını böyle hedef göstermeye kimsenin hakkı yok!” sözleri ile belgesele tepki gösterdi. Bu olağanüstü “görkemli, gizemli” alan 2014’ten beri sahipsiz denilebilir! Kazının sorumluluğu Şanlıurfa Müzesi’ne verildi. 15 Temmuz olaylarından sonra müze müdürü FETÖ’cülükten gözaltına alındı. Almanlar Prof. Schmidt’in yerine hâlâ bir “başkan” atamadılar! Kültür Bakanlığı da her nedense bu önemli yerde yaşanan “başkanlık” sorununa 5 yıldır eğilmedi! Müze kazısı olarak devam ediliyor. Oysa müzeci, kazı değil müzecilik yapması gerekmez mi? Bu koşullarda “Göbekli Tepe”, “gizemini” daha onlarca yıl sürdürecek demektir! Avrupa Birliği, Göbekli Tepe ve çevre düzenlemesi için 7,7 milyon Avro yardım yaptı. UNESCO geçen yıl Göbekli Tepe’yi Dünya Miras Listesi’ne aldı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AKP Grup Toplantısında “2019’u Göbekli Tepe Yılı” ilan edildiğini açıkladı. 8 Mart 2019 tarihinde de Göbekli Tepe’nin önemini anlatan bir konuşma ile “Göbekli Tepe Yılı”nı açtı.

Last modified: 13 Mayıs 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir