ÇANAKKALE: Dünya’yı Sallayanların Zaferi

tarafından hazırlandı| KÜLTÜR-SANAT

80’li yıllarda Gazeteci Cahit Önder Çanakkale’nin köylerinde savaşa katılan gazilerle röportaj yaparken bir gazimiz “Çanakkale’de biz dünyayı şöyle bir salladık” demişti. Çanakkale Zaferi, artık sonunun geldiği düşünülen, tarihten gelen intikam duygularıyla ezilmeye çalışılan bir milletin tekrar şahlanışı, büyük güçlere kafa tutmasıdır. Bir ölçüde Kurtuluş Savaşı’nın da provası olmuştur.

Birinci Dünya Savaşı’nın kıvılcı­mı tüm Avrupa’yı sonrasında da dünyayı yakacak bir yangına dönüşürken Kasım 1914 sonraların­da Batı cephesinde tanıdğı bir subay Winston Churchill’e böyle yazıyordu. O dönem yıldızı yeni parlayan, 2.Dün­ya Savaşı yıllarının başbakanı olacak, o dönem Amirallik 1. Lordu (yani kabi­nede Deniz Kuvvetlerinden sorumlu bakan) olan Churchill savaşın seyrin­den son derece rahatsızdı. Alman or­dusu Schlieffen planı olarak da bilinen ilerleme ile Belçika ve Kuzey Fransa’yı işgal etmiş, Fransız ordusu ve takviye olarak giden birkaç Britanya tümeni ile ancak durdurulabilmişti. İsviçre’den Manş sahiline uzanan yaklaşık 800 km lik hat bu cephede savaşın kitlenmesi­ne her iki tarafa da muazzam kayıpla­ra neden olmuştu. Churchill Alman­ya’nın yakındaki adalara hatta Baltık denizinden Berlin’in 90 km kadar ya­kınına Ruslarla birlikte çıkarma yap­maya, Çanakkale boğazını zorlayarak Osmanlı’yı safdışı etme, Karadeniz ve ona açılan Tuna nehrinin kontrol edil­mesiyle İttifak devletlerine dolaylı bir darbeyi düşünüyordu.

Yeni Cephe, Yeni Umut

İlk iki plan gerçekleşmese de Churc­hill’e aradığı fırsatı Ruslar verdi. Savaşın patlak vermesinden bu yana Almanlar karşısında pek başarılı olamayan Rus­lar, Sarıkamış Harekatı nedeniyle yar­dım istediler. Britanya Hükümeti’ne Rusların isteği 2 Ocak 1915’te ulaştı. Belli ki Sarıkamış harekatı başlangıçta Rus Kafkas karargahında paniğe neden olmuş, müttefiklerinden acil bir cephe açılması talebinde bulunmaya itmişti. İşin ilginç yanı ilgili telgraf Londra’ya ulaştığında Ruslar çoktan Türk kuv­vetlerini geri püskürtmüşler, Osmanlı 3.Ordusu zorlu kış şartlarında 60.000 kayıp vererek geri çekilmek zorunda kalmıştı. Ancak Sarıkamış zincirleme reaksiyona neden oldu ve Osmanlı ile ilgili eski hesapları da ortaya çıkardı. İtilaf Devletleri için, Osmanlı Dev­letini kısa yoldan saf dışı bırakmak, Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almakla mümkün olacaktı. Böylelikle Ruslara yardım da edilebilecek, bo­ğazların kapalı olması nedeniyle ithal edemedikleri buğday Avrupa’ya ulaşa­bilecekti. Almanya ve Avusturya-Ma­caristan İmparatorluğu’da her yönden kuşatılmış olacak, Osmanlı İmpara­torluğu yıkılılacaktı. Şüphesiz ki bazı planlar kağıt üzerinde hazırlayanlarına harika görünür. Ancak gerçekleşmesi­ne gelince aksaklıklar ortaya çıkar.

Müttefik Donanması’nın ağır bom­bardımanlarla Çanakkale Boğazı’n­daki çoğu Türk tabyasını yerle bir edeceği büyük bir deniz harekatıyla Çanakkale Boğazı’nı çok rahatlıkla geçeceği hükümet ve deniz kuvvet­leri içerisinde yaygın bir kanaatti. Başbakan Asquith henüz kararsız olsa da, Churchill ve kurmayları, Savaş Bakanı Lord Kitchener sadece donanmayla Çanakkale Boğazı’nın geçilebileceğine inanıyordu. Ancak bir kişi hariç. Churchill’in baş yardımcısı Amiral Fisher ise başlangıçta onayla­sa da sonradan fikir değiştirmiş, kara harekatı desteği olmadan yapılacak donanma harekatının başarısızlıkla sonuçlanacağını iddia etmeye başla­mıştı. Öyle ki, bu sorun donanmanın iki etkili ismi arasında krize dönüşe­cekti. Ne var ki Kitchener’in Kara Ha­rekatı için ayıracak (elinde son kalan 29. Tümen’den başka) kuvveti yoktur. Bölgeye gönderilen üst düzey komu­tanların raporları sadece donanma ile boğazın geçilemeyeceği yönündeydi. Ancak Akdeniz’deki Britanya filosu­nun komutanı Çanakkale Boğazı’nı aşamalı geçmeye dayanan planlarıyla sadece deniz harekatının yetebileceği kanaatini pekiştirdi. Fransızlar da do­nanmaya destek vereceklerdi. Ülkele­rinin bir kısmı işgal altında olmasına rağmen Fransızların bu harekatın her boyutuna katılmak istemeleri Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından pay kapmaya çalışmak olarak nitelenebilir. Yine de Savaş Bakanı Kitchener, Akde­niz Seferi Kuvvetler Komutanlığı adı altında Kuzey Ege’de görev yapacak bir ordu kurulmasına önayak oldu. Do­nanma geçtikten sonra kara kuvvetleri elbette gerekecekti. Bu ordunun çekir­değini İngiliz 29. Tümen’i ve Mısır’daki Avustralya ve Yeni Zelanda karma bir­likleri oluşturacak, Kitchener, Güney Afrika’daki Boer Savaşı’ndan tanıdığı General Hamilton’u bu ordunun ba­şına atayacaktı Donanma 18 Mart’ta başarılı olursa küçük bir garnizonla Gelibolu Yarımadasını tutacak, donan­ma başarılı olamazsa Gelibolu Yarıma­dası’na asker çıkarılacaktır! Bu tartış­malar Çanakkale harekatının daha en başından iyi hazırlanmadığı anlamına gelmektedir.

Ancak başta Churchill ve yandaşları­nın hararetle desteklediği, Kitchener’in de onay verdiği deniz harekatı beklen­diği gibi sonuçlanmadı. Çanakkale ön­lerine gelen Fransız savaş gemileri ile de destekli ( Ruslar da Askold adlı bir savaş gemisi göndermişlerdi buraya) müttefik donanması 19 Şubat 1915’de boğaz girişindeki tabyalara ilk bom­bardımanını gerçekleştirdi. Sonuç son­raki harekatlar hakkında yanlış izle­nimler bırakacak derecede olumluydı. Orhaniye ve Ertuğrul tabyaları sustu­rulmuş, boğazın girişi açılmıştı. Bom­bardımanlar belli aralıklarla devam etti. Londra sabırsızlanıyor, Amiral Carden Çanakkale boğazını geçmeyi amaçlayan büyük harekatı için sıkıştı­rıyordu. Amiral Carden’in bir iddiaya göre sağlık sorunları bir iddiaya göre de sinir krizi geçirerek bu görevden ayrıldı. Yerine yardımcısı Amiral de Robeck atanmıştı. Beklenen büyük harekat 18 Mart 1915’te başladı. Onal­tı savaş gemisi ve çok sayıda mayın tarama ve destek gemisinden oluşan Müttefik Donanması 3 Kasım 1914’ten bu yana boğaz tabyalarına en büyük saldırılarını gerçekleştiriyordu.

Çanakkale ’de Zafer Günü 18 Mart 1915

Boğaz tabyalarındaki Türk topçusu­nun hedefleri vurmadaki başarısıyla, boğazda sayısı 400 ‘e ulaşan savaş ge­milerinin korkulu rüyası mayınlar ve özellikle de Nusret mayın gemisinin 10 gün önce Erenköy kıyısına parale olarak döktüğü mayınlar birleşince, Müttefikler için iyi başlayan harekat tam bir bozguna dönüşmüştü. 18 Mart popüler Çanakkale kültüründe de Se­yit Onbaşı’nın vinci bozulan topa 215 kg luk mermiyi tekrar yerleştirmesiyle özellikle yer etmiştir.

Bugün hakikaten pek garip ve tarihi bir gün. Tam altmış yıl önce (1855) Os­manlı Devleti’ne samimi bir dost, sadık bir müttefik suretinde uzatılan eller bu­gün o dostun kalbine ateşler döküyor! İşte siyasetin, işte günümüz medeniyeti­nin gerçek yüzü!

Dünyaca ünlü kemancımız Ayla Er­duran’ın babası Behçet Sabit Erduran o dönemde Yıldız tabyasında görevli genç bir hekimdi. 18 Mart gününün kaydını neredeyse saati saatine tutmuş, heyecanını satırlarına böyle yansıtmış­tı. Müttefik donanmasının üç savaş gemisi Bouvet, Irresistible, Ocean Bo­ğaz’ın derinliklerine gömülürken üçü ağır yara aldı. Çok sayıda gemide de hasar vardı. Yine popüler anlatımda Bouvet’in batışı öne çıksa da Fransız gemisi Suffren’in de aynı akibete uğ­rayıp infilak etmekten son anda kur­tulması bir mürettebatının son anda vanaları açıp cephaneliğin patlamasını önlemesi sayesindeydi. Bouvet zırhlısı­nın vurulması uzun yıllardır mayınla gerçekleştiği kabul edilse de son dö­nemde Prof.Aktar tarafından yayınla­nan bir çalışma bu anlayışı değiştirdi ve Bouvet’in Türk topçularının ateşi ile battığını ortaya koydu. (#tarih dergisi Mart 2016)

18 Mart’taki şok Çanakkale Boğazı Ha­rekatının artık kara harekatına dönüş­mesinin yolunu açmış, 27 Mart 1915’te toplanan Britanya İmparatorluğu Harp Konseyi Gelibolu Yarımadası’na kara harekâtı düzenleme kararı almıştı. Şubat 1915’de Osmanlı Birlikleri’nin Kanal Harekâtı’ndaki başarısızlığı, Mı­sır’daki İngiliz garnizonundan 50.000’e yakın asker çekilebilmesi imkanı sağ­lamıştı. Oluşturulacak kara gücüne Akdeniz Seferi Kuvvetleri Komutanı sıfatıyla General Sir Ian Hamilton ko­muta edecekti. İngiltere’den gelecek 29. Tümen, İskenderiye’de birkaç aydır zaten eğitimde olan Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerinden oluşan kolordu, Port Said’daki Kraliyet Deniz Tümeni bu kuvvetin ana unsurlarıydı. Fransa harekâta sömürge askerlerinin çoğun­lukta olduğu bir tümen ile katılacağını bildirmişti. Böylelikle Akdeniz Seferi Kuvveti 75.000 kişiye yakın asker, 84 gemi, 16.481 hayvan ve 3104 arabası olan bir ordu haline gelmişti. Kara ha­rekâtında hedef Alçıtepe ve Kilitbahir platosuydu. Böylelikle 18 Mart Deniz Savaşı’nda donanmaya ağır hasar ver­diren aralarında Rumeli Mecidye’nin de olduğu tabyalar arkadan çevrilerek tahrip edilecek, aynı zamanda Ana­dolu tabyaları da etkisizleştirilecek, donanmanın çok daha kolay boğazı geçmesi sağlanacaktı.

25 Nisan 1915 için planlanan Gelibolu Yarımadası Çıkarması’nın en önem­li unsurlarından birisi de Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinden oluşan kolordu düzeyinde olan karma bir­likti. Avustralya ve Yeni Zelanda’da İngiltere’nin yardım çağrısı büyük bir heyecan uyandırmıştı. Çok sayıda Avustralyalı kendilerine büyük bir serüven imkanı sağlayacaklarına inan­dıkları böyle bir görevde, mutlaka yer almak istemekteydi. Avustralya ve Yeni Zelanda birliklerinin Aralık ayının 3’ünde İskenderiye’ye ulaşan ilk kafile­si Mena ve Maadi bölgesindeki kamp­lara yerleştirildi. Kolordu Avustralya 1. Tümeni (Komutan General Bridges), Avustralya-Yeni Zelanda karma tüme­ni ( Komutan General Godley) olarak ikiye ayrılmış, Mısır’ın sıcak günle­rinde çok sıkı bir eğitime başlamıştır. Mısır’da eğitim yapan Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu’nun resmi yazışmalarında kullanılan A.N.Z.A.C (Australian and New Zeland Army Corps) ifadesi kısa zamanda bu birlik­leri tanımlayan başlı başına sembol bir ifadeye dönüşmüştü. Bugün bile 25 Ni­san her iki ülke için büyük anlam ifa­de etmekte, her yıl binlerce kilometre uzaktan gelip Gelibolu yarımadası’nda çıkarmanın gerçekleştiği saatte yapılan ayinle dedelerini anmaktadırlar.

İngiliz tarihçilerin çoğu bu harekât için yapılan hazırlıkların yetersiz ol­duğu yönünde birleşir. Plana göre 29. Tümen birlikleri asıl unsur olacak Sed­dülbahir bölgesinde Y (Pınariçi Koyu), X (İkiz Koyu), W (Tekke Koyu), V (Seddülbahir Plajı) ve S (Morto Koyu) olarak kodlanan 5 ayrı yere çıkarma yapacaklardı. Özellikle W ve V plajı çı­karmaları oldukça önemliydi. Birlikler daha sonra Alçıtepe’ye ve Kilidbahir Platosu’na ilerleyeceklerdi. Bu arada bir Fransız Alayı Kumkale’ye çıkarak Anadolu Yakasındaki birlikleri tesbit edecekti. Planın asli unsurlarından biri ise Anzak Kolordusunun yapacağı Arıburnu çıkarmasıydı. Burada hedef Kocaçimentepe ve Conkbayırı’nı ele geçirip Maydos’a ilerlemek, Türk bir­liklerini geriden sarmaktı. Ayrıca Beşi­ge ve Kumkale’de Fransızlar, Bolayır’da deniz tümeni gösteriş amaçlı küçük birliklerle çıkarma yapma görünümü vererek Türk birliklerinin asıl yerlere birlik kaydırmasını önleyeceklerdi.

Osmanlı İmparatorluğu yakın tarihte Balkanlar’da aldığı ağır mağlubiyet ve sonrasında genç Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın gayretleriyle yeniden topar­lanma sürecine girmiş, bu zor zaman­larda da en büyük desteği Ortadoğu ve İran’da yeni çıkarlar peşinde koşan Almanya’dan görmüştü. Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya tarafında sava­şa girmek çok şaşırtıcı olmamalı. İyi planlanmamış, sadece Alman çıkar­ları doğrultusunda yapılan Karadeniz Baskını, Sarıkamış Harekâtı ve Kanal Hârekatı’ndan ve Irak’ta İngilizlerin karşısında ardına alınan yenilgiler­le kötü bir başlangıç yapılan Harb-i Umumi’de Çanakkale ve sonrasında İstanbul’un hedeflenmesi payitahtta büyük bir paniğe yol açmıştı. 18 Mart Deniz Zaferi bozulan moralleri yerine getirdi. Dünyanın en güçlü iki donan­ması Çanakkale önlerinde dize gelmiş­ti. Bunun böyle kalmayacağı da bilini­yordu. Tarihler 24 Mart’ı gösterirken Harbiye Nazırı Enver Paşa, Alman Li­man von Sanders Paşa’yı yeni kurulan Çanakkale Bölgesi’ni ve Gelibolu Yarı­madası’nı koruyacak olan 5. Ordu’nun başına atadı. Liman Paşa’nın planına göre çıkarma yapılması muhtemel kı­yılarda ana görevi gözetleme olan kü­çük birlikler bulunacaktı. Yine Liman Paşa’ya göre çıkarmaya uygun yerler Anadolu yakası ve Saros Kıyılarıydı.

Savunma düzenini de buna göre kur­muştu. Liman Paşa’nın en önem verdi­ği yerlere aldatma amaçlı çıkarmalar yapılacağı görülüyordu. Savunma dü­zeni, Türk birliklerini daha çıkarmanın ilk saatlerinden itibaren çok zor duru­ma düşürecektir.

25 Nisan Gelibolu Yarımadası Çıkarması

Dünya tarihinin o zaman kadarki en büyük amfibi çıkarma harekâtı olan 25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası Çı­karması sadece Çanakkale Harbi’nin değil 1. Dünya Harbi’nin de dönüm noktalarından biridir. Ellibine yakın İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Ze­landa ve sömürge askerlerinden olu­şan Müttefik Çıkarması’na donanma, hava ve denizaltı kuvvetlerinin de eşlik etmesiyle, 18 Mart deniz saldırısı ile karşılaştırılmayacak kadar kapsamlı topyekün bir saldırıdır.

Çıkarmaların başladığı 25 Nisan 1915 sabaha karşı Gelibolu’daki 5. Ordu ka­rargâhına Bolayır’dan Seddülbahir’e kadar bir çok yerde müttefik çıkarma­sının başladığı şeklinde raporlar yağ­maya başlamıştı. Müttefiklerin asıl çı­karma yerlerinin Liman von Sanders’in ilk planda beklemediği yerler olduğu saatler içerisinde ortaya çıkacaktı. Li­man Paşa’nın planlarına göre kıyılar gözetleme birlikleri ile tutulacak, asıl çıkarma yerleri belli olunca daha bü­yük kuvvetlerle oraya saldırılarak düş­man denize dökülecekti. Oysa çıkarma sonrası ilk 48 saat’e bakıldığında zayıf birliklerin müttefiklerle karşı karşıya bırakıldığı görülür. Gecenin ilerleyen saatlerinde müttefiklerin ana çıkarma yerleri kesin olarak belli olmuş ancak ihtiyatlar hâlâ daha tam anlamıyla ha­rekete geçmiş değildir. Kanımızca 25 Nisan’da tartışılması gereken noktalar­dan biri de, Liman Paşa ‘nın savunma planlarının doğru olup olmadığı değil bu planın bile tam anlamıyla uygula­nıp uygulanmadığıdır. Çıkarmanın ilk günlerinde Alman Mareşal sebebi ne olursa olsun vaziyete hakim olamamış, eldeki ihtiyatlar da parça parça taarru­za kaldırılmış, ancak bu çabalar boşa gitmiş, sonuçta Müttefikler Arıburnu ve Seddülbahir’de tutunmayı başar­mışlar ancak ilerleyememişlerdir.

Anzak Kolordusu sabaha karşı Arıbur­nu Sahileri’ne çıkmış, zayıf Türk bir­liklerinin kahramanca dayanması so­nucunda ikinci sırt olarak tabir edilen şimdi Kanlısırttan 57. Alay Şehitliği’ne kadar uzanan hatta tutunabilmişlerdir. Anzak Birlikleri’nin durdurulmasında öncelikle İbradılı İbrahim Hayrettin, sonrasında 27.Alay Komutanı Mehmet Şefik bey’in ve kuşkusuz 57. Alayı ile Conkbayırı üzerinden Anzak Birlikle­ri’ne saldıran Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Bey’in rolü büyüktür. Ülke­mizdeki popüler anlatımda özellikle 57.Alay ve Mustafa Kemal’in meşhur geri çekilen askerlerle diyalogu, onları durdurup süngü taktrıp düşmana saldı­rıya geçirdiği gazeteci Ruşen Eşref’e an­lattıkları meşhurdur.“Size ölmeyi emre­diyorum” ifadesi adeta 25 Nisan 1915’in tek cümleyle ifadesi haline gelmiştir.

Arıburnu Cephesi zorlu topografik yapısıyla çarpışmaları şekillendiriyor, Anzak tarafı araziye tutunma Türk ta­rafının düşmanı yerinden söküp deni­ze dökme amacını taşıyordu.

Ancak topçu gücünün yetersizliği felaktle sonuçlanacaktı. Sadece Ça­nakkale Muharebeleri’nin değil Türk Tarihi’nin en ağır kayıpla sonuçlanan harekâtlarından birisi olan, Arıburnu Cephesi 19 Mayıs 1915 taarruzunun başarısız olmasının en önemli neden­lerinden biri, çok geniş bir cephe hat­tında, yeterli topçu desteği olmadan saldırıya geçilmesiydi. Oysa Osmanlı Kuvvetleri sayıca çok üstün durum­daydılar. (42.000 muharip gücüne kar­şılık, Anzak toplam mevcudu 13000 civarındaydı.) Ancak sayı üstünlüğü sevk ve idare hataları yüzünden, gerçek üstünlüğe dönüşememiştir. Savaşın uzaması, özellikle Anzakların Türkler hakkındaki birçok olumsuz yargıları­nı silecek, birbirine neredeyse bütün konuşmalar duyulacak kadar yakın siperlerden karşılıklı hediyeleşmeler başlayacaktı. Yüzbaşı Finlay, günlü­ğüne Türk Siperleri’nden atılan ve al­tında Fransızca olarak “Afiyetle için kahraman düşmanımız” yazılı sigara dolu paket atıldığını yazmıştı. Savaşın mevzi muharebelerine döndüğü gün­lerde askerler arasında karşılıklı hedi­yeleşme olduğu hep belirtilir. Ancak savaşın geneli göz önüne alındığında bu durum fazla abartılmamalıdır.

Seddülbahir Muharebeleri

25 Nisan 1915 Gelibolu Yarımadası çıkarmasının ana hedefinin Alçıtepe ve sonrasında Kilitbahir Platosunu ele geçirmek olduğu daha önce belirtil­mişti. Dolayısıyla Seddülbahir Cephe­si, Çanakkale Kara Muharebelerinin 6 Ağustos’a kadar olan bölümünün asıl cephesidir. Bu bölgede çarpışan müt­tefik birlikleri ağırlıklı olarak İngiliz ve Fransızlardan oluşuyordu. 8 ay bo­yunca çarpışmalar bugünkü Alçıtepe (eski adıyla Kirte) köyü ile Seddülba­hir Köyü arasındaki arazide cereyan etmişti. Yine 25 Nisan 1915’te İngiliz­lerin “De Luxe” olarak tabir edilen en iyi birliklerinden 29. Tümen Gelibolu Yarımadası’nda daha önce belirtilen beş ayrı noktaya çıkarma yapsa da bölgeyi savunan Mahmut Sabri Bey’in komutasındaki sadece bir taburun kahramanca karşı koyması sayesinde ağır kayıplar vermiş, sahile çıkabilse­ler de tüm planlar alt üst olmuştu. İlk gün hedefi olan Alçıtepe uzakta kal­mıştı. Yahya Çavuş ve arkadaşlarının Ertuğrul Koyu savunması, Türk dostu bir İngiliz Yarbay Daughty Wylie ‘nin Türk tarafının ateşiyle ölmesi 25 Ni­san’ın Seddülbahir sahilinde yaşanan trajik olaylardan birkaçıdır. İngiliz birlikleri ağır kayıplardan sonra kısa bir toparlanma ile birlikte yeniden sal­dırıya geçtiler. Çanakkale Kara Savaş­ları’nın ilk mevzi muharebesi olan 28 Nisan 1915 Birinci Kirte Muharebesi, 25 Nisan sonrası amacına ulaşamayan tarafların ilk hesaplaşmasıydı.

Birinci Kirte Muharebesi’ndeki başa­rıya rağmen Osmanlı Genelkurmayı müttefiklerin Gelibolu Yarımadası’nın güney ucuna giderek yerleşmelerin­den duyduğu rahatsızlığı her fırsatta 5. Ordu karargâhına bildiriyor, süratle toparlanıp karşı hücumla düşmanın denize dökülmesini vurguluyordu. Be­şinci Ordu Karargâhı, gündüz yoğun donanma bombardımanı nedeniyle, yapılacak büyük bir hücumun çok ağır kayıplara neden olabileceği için gece taarruz fikrini benimsemişti. Nihai amaç düşmanı gün doğmadan denize dökmekti. Ancak Mayıs’ın ilk günle­rindeki Seddülbahir gece taarruzları felaketle sonuçlandı. Tıpkı Arıburnu Cephesi’nde olduğu gibi Seddülbahir cephesi’nde de taraflar birbirlerine üs­tünlük sağlayamıyordu. İkinci Kirte (6-8 Mayıs 1915) ve bir ay sonrasın­daki 3. Kirte Muharebeleri şimdiki Alçıtepe Köyü ile, Twelve Tree Copse Mezarlığı arasındaki arazide gerçekle­şen Avrupa’daki Batı cephesini andıran tipte İngiliz ve Fransızların hücumları­nı içeriyordu. Osmanlı tarafı özellikle donanma ve ağır kara topçusu bom­bardımanlarında kayıp verse de ana hattı tutmayı başarmıştı. Müttefik güç­lerin gidebildiği en son hat Seddülba­hir Plajı’ndan sadece 3.5 mil uzaktaydı. İlk günün hedefi Alçıtepe hâlâ daha Türklerin elindeydi. Alçıtepe uzanan sırtlardaki Osmanlı Ordusu’nun mev­cudiyeti, ele geçirecekleri ilk fırsatta büyük bir hücuma geçebilecekleri izle­nimi veriyordu. İngilizlerin Seddülba­hir’deki birliklerinin komutan General Hunter Weston ve Fransızların komu­tanı General Gouraud taktik değiştire­rek toplu ilerleme yerine herkesin ken­di hattında ilerlemesine karar verdiler. Fransız Cephesi’ndeki Birinci Kereviz­dere Muharebesi (21 Haziran 1915) ve İngilizlerin başlattığı Zığındere Muha­rebesi (28 Haziran – 5 Temmuz 1915) bu anlayışın sonucudur.

21 Haziran 1915 sabaha karşı Türk mevzilerine Fransız topçu ateşi başla­dı. Yaklaşık 600 metrelik bir cephede saat 4.30 sıralarında mavi üniformala­rıyla çoğunluğu zenci binlerce Fransız sömürge askeri siperlerinden çıktılar. 2. Tümen’in 1. Ve 6. Alayları mevzile­rinden açılan ateş bu korkunç kütleyi durduramamıştı. 2. Tümen’in Kurmay Başkanı Yüzbaşı Kemal Bey, bu çarpış­malar sırasında yaralanmış, kaldırıldı­ğı askeri hastanede 5 gün sonra şehit olmuştu. Mezarı Kilitbahir’in ilerisin­deki Havuzlar Şehitliği’ndedir.

Teğmen İbrahim Naci’nin birliği 1. Kerevizdere Muharebesi’nde zor du­rumda kalan 2. Tümen’e yardıma giden birliklerden biriydi. 21 Haziran tarihli günlüğüne “saat 07.00 Geceden beri düşman taarruz ediyor. Şimdi gidiyo­ruz. Allah hayreylesin” diye yazmış, şehit olmadan hemen önce “Saat 11.00 muharebeye girdik. Milyonlarca top tü­fek patlıyor. Şimdi birinci onbaşım ya­ralandı.” Saat 11.15 Allah’a ısmarladık notunu düşmüştü. Şehit olan İbrahim Naci’nin günlüğünü bulan ve deftere “Zavallı Naci! Evladım gibi sevdiğim yavrum” yazan bölük komutanı Bedri Bey de kısa bir süre sonra şehit oldu. Sevgili İbrahim Naci’nin günlüğü gü­nümüze kadar ulaştı. Yaşadığı dehşeti ve heyecanını bir nebze olsun hissede­biliyoruz. Almanlar 1. Dünya Sava­şı’nda ilk hat siperlerini topçu ateşin­den korunmak için zayıf tutarken, bu çarpışmada kaybedilen 1. Hatları geri almaya çalışmak 2. Ve 12. Tümenlere 6000 kayıp verdirmişti.

Zığındere mevzilerine yapılacak saldı­rı Osmanlı Güney Grubu kurmayları için bekleniyordu. Zığındere Muhare­besi’nde dikkati çeken başka bir husus ise harekât için 12000 atımlık mermi ayrılmış olmasıydı. İkinci Kirte Muha­rebesi’nde 6000 atım kullanıldığı dü­şünülürse arazi olarak hayli küçük bir bölgede ne kadar yoğun bir bombar­dıman olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Ancak sonuç yine hüsrandı. Zığındere Muharebeleri’nde Osmanlı Ordusu­nun kaybı korkunçtur.

Sadece 5 Temmuz muharebelerindeki kayıp 5000 kişiye yakındır. Toplam ka­yıp ise 16.000 kadardır ki Çanakkale Muharebeleri’nde verilen en ağır ka­yıplardan birisidir. Ancak daha ilk gün cephenin sağ kanadında iki km kadar ilerleyen İngilizler, istedikleri çevirme hareketini yapamamışlardı.

İkinci Kerevizdere Muharebesi (12- 13 Temmuz 1915) Haziran sonunda, daha önce Trakya’da konuşlanmış olan Vehip Paşa komutasındaki 2. Ordu birliklerinin, Seddülbahir Cephesi’nin yorgun ve yıpranmış Güney Grubu tü­menleriyle değiştirilme kararı alındı.

Gelibolu Yarımadası’nda Ağustos 1915 Saldırıları

Başlangıçta harekâtın genişletilmesi­ne soğuk bakan Kitchener, Hamilton’a daha fazla takviyeye ihtiyaç olup ol­madığını soracaktı. Gelibolu Harekâtı yeni bir saldırı sonuçlandırılmalı, Al­manya’nın bu başarısı müttefiki Os­manlıların savaş dışı kalmasıyla den­gelenmeliydi. Ağustos saldırısında esas amaç ‘305 rakımlı Kocaçimentepe’sini şiddetli bir taarruzla ele geçirip tüm araziye hakim olan bu noktadan hare­ket ederek,yarımadayı belinden kavra­maktı.’ Bu harekata yardımcı olarak da Suvla (Anafartalar) Körfezi’ne General Stopford komutasındaki bir kolordu­luk kuvvet çıkarılacaktı. Sarıbayır Ha­rekâtı’nın bir parçası olan Suvla Çıkar­ması, aynı zamanda General Stopford komutasındaki yeni kurulan İngiliz 9. Kolordusu tarafından icra edilecekti. Gelibolu Yarımadası bir kez daha çok yönlü bir saldırı altındaydı. 6 Ağustos 1915 sabahından itibaren Arıburnu’n­dan Kılıçbayırı’na kadar uzanan hatta birbiri ardına saldırılar başlamış, aynı günün gecesi Conkbayırı’na çıkan derin vadilerde Yeni Zelandalı ve İn­giliz Birlikler o dönemde neredeyse savunulmayan Conkbayırı-Kocaçi­men hattına çıkmaya başlamışlardı. Anafratalar koyuna ise gece çıkarma başlamıştı. Albay Mustafa Kemal üst­lerini Haziran ayında özellikle Sarıba­yır Bölgesi’nde bir harekat olabileceği konusunda uyarmış, bu vadilere dik­kat edilmesini, yapılacak bir harekatta Conkbayırı’nın tehlikeye düşebilece­ğini raporlarına yazmıştı. Bu olay da gösteriyor ki ; Anafartalar kahrama­nı rastgele alınmış bir ünvan değildir. Bölgeyi iyi tanımanın, düşmanını ve kendini tanımanın, stratejik aklın so­nucudur.

Bütün bu kargaşa arasında, Liman Paşa’nın emri ile Conkbayırı’ndaki tüm birlikler akşam 21.45’den itibaren (ileride nedenleri anlatılacağı üzere ) Albay Mustafa Kemal Bey’e bağlandı. Bölgeden sorumlu Kuzey Grubu ko­mutanı Esat Paşa’nın bu saatten itiba­ren fiili olarak Conkbayırı ile ilişkisi bitmişti. Mustafa Kemal Anafartalar­daki birlikleri toparlayıp İngilizlerin saldırısını durdurmaya çalışırken kri­tik 9 Ağustos günü Conkbayırı’nda Kuzey Grubu Komutanı Esat Paşa’nın soğukkanlı yönetimiyle geçmişti. Conkbayırı hâlâ daha Türklerin elin­deydi.

Anafartalar Çıkarması

6 Ağustos gecesi İngiliz 11. Tümen Birlikleri, sabah İrlanda Tümeni ola­rak da bilinen 10. Tümen’in birlikleri Anafarta Sahili’ne çıkmaya başladılar. İrlanda Tümeni’nin kuzeye çıkan bu birliklerinin görevi Karakoldağı-Ki­reçtepe ekseninde hareket etmek ve daha önce çıkmış olan ve bu hatta çar­pışan Manchester Taburu’nu destek­lemekti. Yüzbaşı Kadri Bey’in komu­tasındaki Gelibolu Jandarma Taburu Kireçtepe’ye ilerlemeye çalışan İngiliz birlikleriyle amansız bir çarpışmaya tutuşmuştu. Sonunda İngiliz 9. Kolor­dunun hemen tamamı, nakliye araçları ve topçu bataryaları 7 Ağustos öğleye doğru, planlanandan saatler sonra ka­raya çıkabilmiş, Lalababa tepesi etrafı­na toplanabilmişti. Suvla Harekâtı’nın baş sorumlusu General Stopford ise gelişmeleri, Hamilton’un geceyi Gök­çeada’da geçirip sabah Anafartalar’a çıkmasını istemesine rağmen Jonquil savaş gemisinde izlemeyi tercih etmiş­tir. Gökçeada’da bulunan birliklerden haber alamadığı için sinirlerine hakim olmaya çalışan Hamilton, kurmayla­rından Albay Aspinall’i Jonquil’e gön­dermeye karar verdi. Sayıca az da olsa çok büyük ve kahramanca direnen Türk Askeri, 9. Kolordu önünde sanki çok daha büyük bir askeri birlik izleni­mi bırakmış, komuta heyetinin büyük risk altına girmekten kaçınmasına yol açmıştı. Özellikle Gelibolu Jandarma Taburu Komutanı Yüzbaşı Kadri Beyi burada anmak gerekir.

7 Ağustos günü Saat 14.00 sıraların­da Yalova Köyü’ndeki karargâhında Ahmet Feyzi Bey’le yüzyüze görüşen Liman Paşa karaya çıkan İngilizlerin Pırnartepe’yi ele geçirdiğini, Turşun­köy ve Küçük Anafarta Köyü’ne doğru ilerlediklerini belirtip, 8 Ağustos fecir­le birlikte 12. Ve 7. Tümenlerin karşı taarruza geçmesini emretmişti. Ah­met Feyzi Bey ise birlikler tam olarak toparlanmadan saldırma arzusunda değildi. Emirlerine itaat konusun­da ödün vermez tutuma sahip Liman Paşa, tartışmalı bir telefon görüşmesi sonrasında Ahmet Feyzi Bey’i görev­den almış, yerine Kolordu komutanı Esat Paşa’nın ve kurmay başkanı Fah­rettin Bey’in önerisiyle 19. Tümen Ko­mutanı Kurmay Albay Mustafa Kemal Bey’i atamıştı. Albay Mustafa Kemal Bey 8 Ağustos akşamı Saat 21.45’de İstanbul’dan Enver Paşa’nın da onayıy­la Anafartalar Grubu Komutanlığı’nı devraldı.Conkbayırı’ndan Kireçtepe’ye kadar uzanan bölge onun sorumlu­luğundaydı artık. Yarbay Fahrettin Bey’in ifadesiyle Kolordu komutanlığı ona çok görülürken neredeyse bir ordu gücünde kuvveti yönetecek konuma gelmişti. Mustafa Kemal’e Anafartalar Kahramanı ünvanını kazandıran olay­lar silsilesi böyle bir tartışma sonucu başlayacaktır.

Birinci Anafartalar Muharebesi – 9 Ağustos 1915 Osmanlı Ordusu Mustafa Kemal Bey komutasında olup Türk Bir­likleri’nin kesin zaferiyle sonuçlanmış, ovadaki stratejik noktalar (Tekketepe, Kavaktepe, İsmailoğlutepe) Türklerin elinde kalmıştır. Conkbayırı Taarru­zu 10 Ağustos 1915 Albay Mustafa Kemal Bey’in Anafartalar zaferinden hemen sonra kazandığı ikinci zaferdir. 10 Ağustos sabaha karşı yapılan Os­manlı Ordusu’nun Conkbayırı Taar­ruzu, sekiz ay süren kara muharebeleri içerisinde en başarılı taarruz olduğunu söylemek hiç abartılı olmaz. Sabaha karşı saat 4 sıralarında Mustafa Kemal Bey 8. Tümen Komutanı Ali Rıza Bey ile birlikte Conkbayırı doğu yamaç­larında süngü hücumuna kalkacak birliklerin önüne geçti. Gökgürültüsü gibi Allah! Allah ! sedaları arasında Türk Askerleri yerlerinden fırladı. Bir çığ gibi İngiliz siperlerine girilmişti. İngilizler için Conkbayırı rüyası sona ermişti. İkinci Anafartalar Muhare­besi ‘nde 21 Ağustos 1915 Bombatepe Muharebesi 27-28 Ağustos 1915 Ça­nakkale Muharebeleri’nin son büyük çarpışmasıydı.

Geri çekilme

9 Ekim’de Alman ve Avusturya ordu­ları kuzeyden Bulgar ordularının da doğudan saldırısıyla Belgrad düşmüş, Sırbistan zor durumda kalmıştır. Savaş Bakanı Kitchener, ‘kendi adamı’ Ha­milton hakkında Çanakkale’den gelen gayriresmi raporlardan, komuta ka­demesindeki huzurluğu bilmekteydi. Çok kısa bir süre içerisinde çok sayıda asker, silah, cephane ve malzemenin tahliyesini başarmak İngiliz tarihçiler tarafından bir dereceye kadar takdirle karşılanır. Seferin resmi tarihçisi Aspi­nall-Oglander “Çanakkale’nin tahliyesi demek ‘en basit tabirle 134.000 insan, 14.000 hayvan ve 400 topun gizli ola­rak geri çekilmesi ve gemilere bindiril­mesi demekti.” diye yazar.

Genel karargâhta çok ayrıntılı planlar hazırlandı. Anafartalar ve Arıburnu Cepheleri’nde son tahliye günü 19- 20 Aralık gecesi olarak belirlenmişti. Geri çekilmenin anlaşılmaması için ön hatlar son ana kadar bırakılmayacaktı. Hiçbir şeyden şüphelenilmemesi için mutad silah ve top atışlarına devam edilecek, gündüz bu iş için ayrılmış fi­likalara doldurulmuş askerler getirilir­ken, gece çok sayıda asker ve malzeme geri alınacaktı. Anzakların komutanı General Birdwood’a bir Anzak Askeri arkadaşlarının mezarlarını göstererek “umarım onlar kumsallara indiğimizi duymazlar” diyecektir. Seddülbahir Cephesi’nden de son İngiliz askeri 8 Ocak ‘ı 9 Ocak 1916’ya bağlayan gece ayrılmış, Çanakkale Savaşı sona ermişti.

Sonuç

Yakın zamanda Balkan Savaşı mağ­lubiyeti gibi çok ağır bir utancı yaşa­mış olan Osmanlı, şimdi dünyanın en büyük karma donanma ve ordusunu Çanakkale önlerinde dize getirmenin gururunu yaşamaktaydı. Bandolar zafer marşları çalıyor, meşhur hatipler zafer nutukları atıyor. dualar ediliyor­du. Şehir bayraklarla donatılmıştı. Her Çanakkale Zaferi yıldönümü kutlama­sında “250.000 şehit” ifadesi sürekli söylenmektedir. Günümüzde çok sık tekrar edilen bu hatalı bilgi zayiat ile ölüm kavramlarının birbirine karıştı­rılmasından ileri gelmekteydi. Osmanlı Genelkurmayı’nın resmi rakamları­na göre zayiat: Şehit: 55.177, Yaralı: 100.177, Kaybolan: 10.067, hastalık­tan ölenler: 21.498 . Hastalıktan dola­yı hava değişimi alan 64.440 de buna dahil edilirse 251.359 . Bu rakamların doğruya en yakın sonuç olduğu belir­tilse de yaralılardan ve hastalık nede­niyle cephe gerisine gönderilenlerden ve gönüllü olarak gelenlerden ne ka­darının öldüğü belli değildir. Bununla birlikte son yayınlanan bir çalışma ya­ralılardan daha sonra şehit olanların da katılmasıyla şehit rakamını 101.279 olarak vermektedir. Çanakkale Sava­şı’na katılan müttefik askerlerinden İngilizlerin zayiatı: 41.148 ölü, 78.000 yaralı olmak üzere 119.148, Fransız za­yiatı ise 9798 ölü, 17371 yaralı olmak üzere 27.169’dur. Anzakların zayiatına daha ayrıntılı bakıldığında Avustral­yalılar 8709 ölü, 19441 yaralı olmak üzere toplam 28.150, Yeni Zelandalılar ise 2701 ölü, 4752 yaralı olmak üzere toplam 7571 kişi zayiat vermişlerdir. Yarımadadan 90000’ne yakın mütte­fik askeri de hastalık nedeniyle tahliye edilmiş olup toplam zayiat 270.000’ni geçmektedir.

Boğazların savaşın sonuna kadar Os­manlı Devleti’nin elinde kalması müt­tefiklerin savaş planlarını değiştirmiş, müttefikler birliklerini Fransa önder­liğinde Selanik’e kaydırırken, İngilizler de ayrıca Mezopotamya ve özellikle Kanal- Filistin cephesine ağırlık ver­melerine yol açmıştır. Alman Genel­kurmay Başkanlarından Falkenhayn Çanakkale Savaşı’nın Birinci Dünya Savaşı’nın içerisindeki yerini vurgular­ken “Akdeniz ve Karadeniz arasındaki boğazlar düşman trafiğine devamlı olarak kapalı kalmasaydı, savaşın başarılı bir şe­kilde yürütülmesi yolundaki bütün umut­lar pek büyük ölçüde azalacak, bu arada Rusya önemli olan tecrit durumundan kurtulacaktı…” diyecektir.

80’li yıllarda Gazeteci Cahit Önder Çanakkale’nin köylerinde savaşa katı­lan gazilerle röportaj yaparken bir ga­zimiz “Çanakkale’de biz dünyayı şöyle bir salladık” demişti. Çanakkale Zafe­ri, artık sonunun geldiği düşünülen, tarihten gelen intikam duygularıyla ezilmeye çalışılan bir milletin tekrar şahlanışı, büyük güçlere kafa tutması­dır. Bir ölçüde Kurtuluş Savaşı’nın da provası olmuştur. Üç yıl sonra mütte­fiklerin ellerini kollarını sallaya sallaya İstanbul’a girdikleri söylenebilir. Ancak Çanakkale Savaşı eğer kaybedilseydi, o dönemin şartlarıyla bir milli mücadele başlatılabileceği bile şüphelidir.

Last modified: 23 Ocak 2019

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir