Sürdürülebilir Olmanın Yolları

tarafından hazırlandı| İŞ HAYATI

Sürdürülebilirlik iş dünyasından teknolojiye, çevresel uygulamalardan sosyal bilimlere kadar insan dünyasının birçok yönüne farklı bir bakış açısı kazandıran geniş bir kavram olarak tanımlanıyor. Sağlıklı ve yaşanabilir bir çevre için karbon emisyonlarını azaltmak, geleceğin nitelikli teknolojilerine odaklanmak ve doğal kaynakları bilinçli tüketmek çevreyi korumanın temel gereksinimleri arasında yer alıyor. Siyaset, ekonomi, felsefe ve sosyal bilimleri ilgilendiren ve bu alanların hepsiyle etkileşimde olan sürdürülebilirlik; doğal sistemlerin korunması, çevre bilincinin oluşturulması, ekolojik dengenin devamlılığı için ihtiyaç duyulan unsurların neler olduğu üzerine inceleme yapmayı gerektiriyor. İnsanoğlu, modern hayat tarzını sürdürmek için çeşitli kaynakları kullanmaya devam ediyor. Ama bunu yaparken çevreye zarar vermesi ve kendi hayatı ile birlikte gelecek nesilleri tehlikeye atması sürdürülebilirlik kavramının önemini ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik, etrafımızdaki doğal dünya ile nasıl uyum içinde yaşayabileceğimizi öğrenmek ve ekolojik dengeyi korumaya odaklı davranmakla gerçekleşiyor.

Günümüzde gelişmiş dünya standartları içerisinde tüketime odaklı ve kentsel bir varoluş düzeni içerisinde yaşıyoruz ve her gün fazla miktarda doğal kaynak tüketiyoruz. Şehirlerde ev ve kamu gereksinimleri için düzenli enerji harcaması yapıyoruz. Araştırmalara göre her gün kullandığımız enerji kaynaklarını kişi başına düşen normal miktardan %40 oranında daha fazla tüketiyoruz. Elbette sürdürülebilir yaşam sadece büyük şehirlerde yaşayan insanlar nedeniyle geliştirilen bir kavram değil. Sürdürülebilir koşullar için dünyanın her yerinde yapılabilecek bir sürü düzenleme ve uygulama var. Sürdürülebilir kalkınma açısından teknolojik ve ekonomik ilerlemenin yanında insanoğulunun eylemlerinin de uzun süreli etkilerini incelemek önem taşıyor.

Sürdürülebilirlik Kavramı ve Önemi

  1. yüzyılda geliştirilen bir kavram olan sürdürülebilirlik, uluslararası alanda kabul görmüş küresel uygulama ve kalkınma planlarını içeriyor. Günümüzde insanoğlunun ihtiyaçlarını bilinçli şekilde karşılayarak gelecek nesillerin ihtiyaçlarını koruma altına alan bir yaklaşım içinde olan kavram, ekonomik, çevresel ve sosyal şartların etkileşimi üzerine yoğunlaşıyor. Nüfusun her geçen gün artmasının yanında tüketim odaklı yaşam şeklinin devam etmesi ve kaynakların giderek yok olması, sosyal ve çevresel dengenin bozulmasına yol açıyor. Tüm bu etkiler göz önüne alındığında en çok kaynak kullanımı yapan işletme ve şirketlerin de bu konuda sorumluluğu bulunuyor. Şirketlerin sürdürülebilir kalkınmaya katkı sağlaması, çevresel ve sosyal açıdan duyarlı davranmaları sürdürülebilir kalkınmanın geliştirilmesinde rol oynuyor.

Uluslararası ekonomiye yön veren işletmelerin toplumsal ve çevresel sorumlulukları sadece yatırımcılarına ve ortaklarına değil, tüm paydaşlarına karşı yerine getirmeleri gereken bir görevler bütününü oluşturuyor. Şirketlerin sürdürülebilirlik kavramını yönetim politikaları arasına alması tedarik zinciri yönetimi, uluslararası finans işlemleri, müşteri ve tüketici hassasiyeti ve marka değeri ile şirket itibarı gibi konularda daha avantajlı bir konum elde etmelerini sağlıyor. Uzun vadede işletmelerin devamlılığı sürdürülebilirlik kavramı ile yakın ilişki içinde olurken bu alanda hedeflerin gerçekleştirilmesi, ölçülebilir hale getirilmesi, süreç uygulamalarının oluşturulması ise uzun vadede kârlılığı ve rekebet avantajını artırıyor. Sürdürülebilir politikalarla birlikte işletmeler maliyetlerini azaltarak verimliliklerini ve kâr oranlarını artırmaya başlıyor. Dünyada giderek yaygınlaşan sürdürülebilirlik uygulamalarına son zamanlarda Türk şirketleri de dahil olmaya başladı. Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler sözleşmesi kapsamında hareket etmeye başlayan yerli şirketler, sürdürülebilirlik faaliyet raporları yayınlayarak bu alandaki çalışmalarını paydaşları ile buluşturuyor.

 

Sürdürülebilirlik Esasları

Sürdürülebilir kalkınma esasları üç ilke üzerine kurulu bir yapıya sahip. Ekonomik refah, çevresel bütünlük ve sosyal adalet adı altında oluşturulan bu ilkelerin her biri birbiriyle etkileşim içinde bulunuyor ve herhangi biri önemsenmediğinde sürdürülebilir kalkınma gerçekleşmiyor.

1.Ekonomik Refah: Ekonomik değer taşıyan ürün ve hizmetlerin insanların standartlarını karşılayacak şekilde üretilmesi esasına dayanan bu ilke, bireylerin kaliteli koşullarda yaşamasının işletmelerin verimli kapasitelerini bu yönde kullanması ile gerçekleşeceğini savunuyor. Ekolojik dengeye zarar vermeyen ürün ve hizmetlerle birlikte toplum sağlığı korunarak gelecek nesillere kaliteli bir yaşam bırakmak işletmelerin temel prensiplerinden birini oluşturuyor.

2.Çevresel Bütünlük: Nüfus artışı, doğanın zarar görmesi, tehlikeli gaz salınımı ve çevre bütünlüğünü riske atan tüm unsurlar bu ilkenin içinde yer alıyor. Doğal çevrenin tahribatı insan hayatını ve kaynak tüketimini doğrudan zarara uğratacağı için çevresel bütünlük ilkesini işletmeler için önemli bir konu haline getiriyor. Hava, su ve toprak kaynaklarının korunması bu ilke ile ön plana çıkıyor.

3.Sosyal Adalet: Toplumda yer alan her bireyin tabii kaynaklara eşit şekilde ulaşabilme hakkını savunan ekolojik adalet ilkesi gelecek nesillere de daha temiz ve yaşanabilir bir dünya düzeni bırakma amacı güdüyor. Sadece temel ihtiyaçlar değil, eğitim, sağlık ve özgürlükler de sosyal adalet ve sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir parçasını oluşturuyor.

Bu üç temel ilkenin şirketler tarafından hassas ve ciddi bir biçimde ele alınması ve bu alanda verimlilik stratejileri geliştirilmesi sürdürülebilir kalkınmanın temelini oluşturuyor.

 

Sürdürülebilir Verimlilikte “Üçlü Performans” Yaklaşımı

Kurumsal sürdürülebilirlik uygulamalarının amacı, şirketlerin sahip olduğu kaynakların verimli şekilde ve doğayla uyum içinde kullanılması olarak yorumlanabiliyor. Günümüzde iş hayatı içerisinde ekonomik şartların ağırlaşması ile birlikte sermaye piyasalarının etkisi ve rekabetin üst seviyeye taşınması işletmelerin sosyal, ekonomik ve çevresel performansları hakkında paydaşlarını, ortaklarını ve hissedarlarını bilgilendirmelerini zorunlu kılıyor. Ekonomik, sosyal ve çevresel kaynaklarını dengeli kullanan bir işletme, verimlilik düzeyini gözle görülür bir biçimde artırarak istatistiksel anlamda ideal performans ölçümlemesi yapabiliyor. Sürdürülebilirliğini koruyan ve kurumsal performansını artıran şirketler de uzun dönemde rekabet gücünü yukarı taşıyarak amaç ve hedeflerini yerine getirebiliyor.

  • Ekonomik Performans: Şirketlerin sahip olduğu maddi, maddi olmayan ve finansal kaynakların doğru kullanılıp kullanılmadığı ekonomik performans ölçümlemeleri ile ortaya konabiliyor. İş hayatı içinde kullanılan tasarım, yazılım, makine, stok ve kaynak çeşitleri ekonomik performans için birer örnek oluşturuyor.
  • Sosyal Performans: Beşeri ve toplumsal sermaye kaynakları olarak açıklanabilen sosyal performans ölçütleri paydaşlar tarafından desteklenme ve şirket politikalarında hemfikir olunması anlamına geliyor. Beşeri sermaye alanında çalışanların tecrübeleri, bilgileri, motivasyon ve birikimleri rol oynarken toplumsal sermaye alanında da eğitim, kültür, sosyal sorumluluk ve altyapı hizmetleri sürdürülebilir kalkınma konusunda sosyal performans yaklaşımını oluşturuyor.
  • Çevresel Performans: Yenilenebilir ve yenilenemeyen kaynakları ifade eden çevresel performans yaklaşımı sosyal yeterlilik ve ekolojik etkinlik alanındaki performans ölçümlerinde kullanılıyor. Güneş ışığı, rüzgâr ve yağmur yenilenebilir kaynakları ifade ederken biyolojik çeşitlilik ve yakıtlar ise tek kullanımlık olup yenilenemeyen kaynak kullanımı içinde yer alıyor.

Örneğin, bir şirketin ürettiği bir üründe tek kullanımlık fosil kaynaklar yerine yenilenebilir kaynaklara yatırım yapması sürdürülebilir kalkınma faaliyetlerini desteklerken işletmenin uzun vadede daha kalıcı, kâr odaklı ve verimli bir ekolojik etkinlik uygulaması hedeflediğini gösteriyor. Dyllick ve Hockerts tarafından ortaya atılan bir ölçümleme modeli olan üçlü performans yaklaşımı ekonomik, sosyal ve çevresel kaynakların bir arada değerlendirilerek dengeli kullanılmasının uzun vadede şirketin verimliliğini artıracağını savunuyor.

Kurumsal sürdürülebilirlik çerçevesinde şirketlerin paydaşları ile bilgi paylaşımı içinde olması ve kurumsal faaliyetlerin ekonomik, çevresel ve sosyal performans açısından değerlendirilerek rapor şeklinde sunulması önem taşıyor. Kurumsal sürdürülebilirlik hedefleri kapsamında raporlama uygulaması sayesinde iş hayatı ve şirket faaliyet süreçleri ile ilgili şeffaf ve güvenilir bir şekilde paydaşlara bilgi aktarımı gerçekleştirilebiliyor.

*Görseller Shutterstock’tan alınmıştır.

Last modified: 11 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir