İstanbul’un Saklı Tarihi: Konstantinopolis Sarnıçları

tarafından hazırlandı| KÜLTÜR-SANAT

Köklü bir tarihe ve sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış olan İstanbul’da pek çok antik sarnıç bulunmaktadır. Bunun nedeni ise İstanbul’un henüz Konstantinopolis ismi ile anıldığı dönemde, yetersiz içme suyu kaynağına sahip bir yarımadada yer almasıydı. Özellikle kuşatma zamanlarında ve yaz aylarında yaşanan uzun kuraklık döneminde, kentin duvarları içindeki tanklar, kentin surlarının ayakta kalmasında büyük bir rol oynuyordu. Bizans İmparatorluğu döneminde geliştirilen 100’den fazla rezervuar ve sayısız sarnıç ile yaklaşık 1.000.000 metreküplük su temin edildi.

Büyük sarnıçlar, gerekli oldukları kadar maliyetli de olan kamu işleri idi. Genellikle doğal kayaya ve kalın hidrolik harçla kaplı yüksek duvarlara oyularak yapılıyorlardı. Kapalı sarnıçlar, tonozlu konutlarla kaplanırdı. Bu sarnıçlar; çoğunlukla Büyük Saray, hamam ve halk çeşmelerine su sağlıyordu. Beşinci yüzyıla ait surların genişlemesiyle, II. Theodosius, kentin içine iki tane daha tepe yerleştirdi ve açık sarnıçları da satın aldı. Bu kruvazörlerin çoğunluğu şehrin batı kısmında inşa edildi. Şehrin nüfusunun hızla büyüdüğü 7. yüzyıla kadar, bugün Yerebatan ve Binbirdirek olarak bilinen iki sarnıç hayata geçirildi.

Orta Bizans döneminde Konstantinopolis nüfusu, 5. ve 6. yüzyılın nüfusunun yarısından daha az olmasına rağmen, 11. yüzyılda şehre en az iki büyük göç dalgası gerçekleşti. Kentsel nüfusun büyümesi ile hane, manastır, park ve bahçeler için ek binalar inşa edildi. Latin İmparatorluğu (1204-1261) yıllarında şehrin su kaynağı; sınırlı su kaynakları, yerel kuyular ve yeraltı kaynakları haricinde neredeyse sadece sarnıçlara dayanıyordu. Genel terk edilme nedeniyle, antik kamu tanklarının çoğunun, Bizans Dönemi Konstantinopolisinde kullanımına son verilmiş, ancak tanklarda su depolamaya devam edilmiştir. Bizans sonrası Konstantinopolis’te çoğu kamu sarnıçları ya terk edilmiş ya da su depolama dışındaki amaçlar için kullanılmıştır.

Açık ve Kapalı Sarnıç Tipleri

En önemli açık sarnıçlar, esas olarak kentin batısındaki Belgrad ormanından toplandı. Bu tanklar için, şehrin su tedarik sistemini beslemek amacıyla suyun yerçekimi ile pompalandığı boru hatları kullanılmıştır. Bu yüzden açık uçlu tanklar genellikle Konstantinopolis’in tepelerinde bulunuyordu. Kapalı tanklar, açık uçlu sarnıçlardan daha fazla sayıdaydı. Tüm arkeolojik kanıtlar için tam olarak tespit edilememiş olsa da Konstantinopolis’te en az yetmiş kadar sarnıç bulunuyordu.

Bugünkü Sultanahmet bölgesinde konumlanan Binbirdirek Sarnıcı, Konstantinopolis’in erken kentsel gelişiminde büyük bir başarı olarak kabul edilir. Tam anlamıyla “1001 sütun” anlamına gelmesine rağmen, aslında 224 (16×14) mermer sütun ile desteklenmiştir. 1453’teki İstanbul Fethi’nden sonra kullanım dışı bırakılan ve 17. yüzyılda yeniden keşfedilen sarnıç, Osmanlı döneminde ipek fabrikası olarak kullanılmış ve bugün ticari kullanım için yenilenmiştir.

Daha Küçük Fakat Daha Köklü: Şerefiye Sarnıcı

Diğer bir kapalı sarnıç olan Theodosius Sarnıcı (Şerefiye Sarnıcı), sözde Galler su kemerinden beslenen suyu topluyordu. 45 m x 25 m boyutlarında olan bu yeraltı sarnıcı, yaklaşık 9 m boyunda 32 adet mermer sütuna sahiptir ve tuğladan yapılmış bir çatıyı destekler. Dokuz metre yüksekliğinde 32 mermer sütun içeren ve 1125 metre karelik bir ölçüye sahip olan Şerefiye Sarnıcı, diğer sarnıçlara nazaran daha küçüktür ancak 532 yılında inşa edilmiş olan Yerebatan Sarnıcı’ndan yaklaşık 100 yıl daha büyüktür.

Kapalı sarnıçlar arasında en ünlüsü, en büyük Bizanslı yeraltı tankı olan, 6. yüzyıldan kalma Yerebatan Sarnıcı’dır. İkinci büyük örtülü sarnıç ise Binbirdirek Sarnıcı olarak bilinir.

Aynı bölgedeki üçüncü bir yeraltı yapısı olan Philoxenos Sarnıcı’nın; namıdiğer Binbirdirek Sarnıcı’nın tarihi dördüncü yüzyıla uzanır. İstanbul’un en popüler turistik mekânları arasında bulunan bu üç sarnıç da kentin kuzeyindeki Belgrad Ormanı’ndan Valens Su Kemeri’ne ve nihayetinde İstanbul’un etrafına serpiştirilebilen süslü içme çeşmelerine taze su getiren 250 km uzunluğundaki bir sistemin parçası olarak kabul edilmektedir.

Bizans imparatoru II. Theodosius (428-43) döneminde inşa edilmiş olduğuna inanılan ve bu nedenle “Theodosius Sarnıcı” adıyla da anılan Şerefiye Sarnıcı, 1600 yıllık köklü bir tarihe ev sahipliği yapmaktadır. Konstantinopolis’in en önemli antik sarnıçlarından biri olan Şerefiye Sarnıcı, günümüz İstanbul şehrinin altında, Türkiye’nin Fatih semtindeki Piyer Loti Caddesi’nde yer alan modern girişi ile dikkat çeker. Yarımada üzerindeki önemli birkaç sarnıçtan yalnızca biri olan Şerefiye Sarnıcı; 5. yüzyıl dönemini temsil eden İmpost İyonik, Korent ve Kompozit Geç Antik dönem özelliklerini yansıtan sütun başları ile donatılmıştır. Thedosius döneminin izlerini taşıyan ve nihayet  21. yüzyıla kavuşan bu tarihi eserin iç bölümü ise tuğla, kemerler ve tonozlu sütunlardan oluşur. Özgün yapısı ve mistik atmosferi ile adeta görenleri büyüleyen anıtsal yapı, İstanbul’un ev sahipliği yaptığı en önemli kültürel miraslar arasında yer almaktadır.

21. Yüzyılda Rönesansını Yaşayan Tarihi Bir Değer

Şerefiye Sarnıcı, “Şerefiye Sarnıcı Restorasyon ve Çevre Düzenlemesi” adı altında, eski Eminönü Belediye Binası’nın bir bölümü olarak bilinen Arif Paşa Konağı ile beraber 2010 senesinde restore edilmeye başlandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından sekiz yıllık bir süre içinde restore edilen ve restorasyon çalışmaları sonucu, 24 Nisan 2018 tarihinde açılışı yapılan antik yapı, hem tarihi bir alan hem de yeni bir sergi mekânı olarak ziyarete açıldığı günden bu yana büyük bir ilgi görmektedir.

Theodosius Sarnıcı’nda “Hiç Hali”

Kusursuz bir açılış töreni ile adını Türkiye’de ve dünyada duyurmayı başaran Şerefiye Sarnıcı, İranlı bir sanatçı olan Ahmet Nejat’ın sergisi ile yıllar sonra İstanbul’a gözlerini açtı. “Aşk ve Hiç” yazısı ile taçlandırılan altın renkli bir kürenin yanı sıra, suya yansıyan kelimeler ve Mevlana Celalettin-i Rumi şiirleri ile eşsiz bir boyuta ulaşan “Hiç Hali” adındaki sergi, yüklü bir tarihe tanıklık etmiş olan Şerefiye Sarnıcı’nın açılışı boyunca farklı bir deneyim yaşattı.

Dönem dönem farklı sergilere ev sahipliği yapacak olan Şerefiye Sarnıcı’na, Divan Yolu Caddesi üzerinden ulaşım sağlanabiliyor. Yerli ve yabancı turistlerin İstanbul’daki uğrak noktaları arasında bulunan Sultanahmet Meydanı’na yalnızca 700 metre yürüme mesafesinde yer alan anıtsal yapının ana giriş ve çıkış kısımları ise Dostluk Yurdu Sokak üzerinden yapılabiliyor. Ziyarete açıldığı ilk günlerde ücretsiz olarak girilebilen sarnıca hem yurt içinden hem de yurt dışından talebin artması ile birlikte, giriş ücreti Türk vatandaşları için 10 TL, turistler için ise 20 TL olarak belirlenmiş durumda.

Konstantinopolis’e Dair Farklı Bir Deneyim

İstanbul’un sarnıçları, sadece şehrin tarihine dair iyi bir bakış açısı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Bizans mimarisinin genel olarak daha iyi anlaşılmasına da katkıda bulunuyor. Konstantinopolis’teki 100’den fazla büyük ve sayısız küçük ölçekli sarnıcın sürekli kullanımı, yeniden inşa edilmesi ve korunması için gereken muazzam harcamalar göz önüne alındığında, bugüne değer katan bu anıtsal yapılar için harcanan emeğin, zamanın ve yapılan masrafların ne kadar önemli olduğu anlaşılıyor. Eski medeniyetlerden izler taşıyan, geçmişin büyüleyici mimari anlayışını gözler önüne seren ve günümüz ziyaretçilerine tarihte yolculuk yaptıran sarnıçlardan Şerefiye Sarnıcı’nı ziyaret ederek siz de kültür – sanat alanındaki gelişmelere ve aynı zamanda büyüleyici bir atmosferde, nefes kesen bir sergiye tanık olabilirsiniz.

*Görseller Shutterstock’tan alınmıştır.

Last modified: 11 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir