Karyalı prensesinin evinde

tarafından hazırlandı| MEKAN, SEYAHAT

Gümüşlük’te gün batımını, Türkbükü’nde gecenin sabaha kavuşmasının haşmetini izliyorum.

Olmadı çayımı alıp koyda boş boş denize bakıyorum ve Bodrum’un dünyadaki cennet olduğuna emin oluyorum. Kısacası yaşıyorum.

İnsanın yaşadığı yer ruhuna sirayet edermiş, benm için de böyle oldu… Plazadan çıkıp köyde yaşamaya başlayalı üç yıl geçti. “Burlarda otrup dupduran” yeni ben, Bodrum’un kışları gibi daha bir sakin, daha bir yavaş ve tabii daha bir mutluyum artık…

Değiştim… Önce yüzümün hafif sarımsı hali geçti, yanaklarım hayatımda ilk kez kırmızı kırmızı oldu, sonra gözlerimin altındaki yorgunluk halkaları yok oldu.

Şehirli olarak profesyonel, köylü olarak amatör olduğumdan Bodrum’un sessizliğine alışmam bile zaman aldı. Birbiri ardına çakan şimşekler ve sahile çılgınca vuran dalgalar, uzun yazlar, kısacık kışlar hayatın parçası… İstanbul’da fırtınalar koparken Bodrum’da her mevsim denize girme şovları olmazsa olmazlarım. Yeni yaşamımı hayallerime uydurmaya çalışırken en büyük rehberim, her geçen gün daha da net duyabildiğim kalbimin sesi…

Şehir kafasından uzaklaşın

Bir yazlığı evim yaparken çektiğim zorluklar beni her geçen gün daha da Bodrumlu yaptı. Artık şuna emin ki, buralarda mutlu olabilmek için önce İstanbul kafasından uzaklaşmak gerekiyor. İstanbulumu da kızdırmak istemem ama Bodrum’da şehir alışkanlıklarıyla yaşamak kumsalda topuklu ayakkabı ile gezinmek kadar meşakkatli. Büyükşehir sayfiyelerinin havasını yakalama konusunda ısrar edenler için de hüsran kaçınılmaz.

Köy evi görünümü yaratmak uğruna mimara onca para verip çimleri bozulmasın diye bahçelerine kedi köpek girmesine izin vermeyenler… Dışardan hayvanların atlamasını engellemek için elektrikli teller döşeyenler… “Şok” aletleri ile verandalarının korumaya alanlar Bodrum’un ancak geçici misafiri oluyor. İki köpeğime yazlıkçıların terk ettiği köpekleri de ekleyince önce evimin nüfusu arttı. Köpeklere yasak koyan sitelerden, yörelerden kaçmak gerektiğine artık eminim. Yılanlara, kirpilere, kaplumbağalara hatta örümceklere zarar vermeden Bodrumlu olanlar daha sorunsuz yaşıyor, denge bir kez bozuldu mu ilaçlarla önlemlerle başa çıkmak imkansızlaşıyor.

Bodrum’da bahçeler evlerin kalbi ve o kalp çimle atmadığından golf sahası gibi olan sitelerden

“acilen kaçmak” şart. Kaktüsler, begonviller, limonlar, mandalinalar.

En ideali buranın kendi bitki örtüsü… Bodrum papatyalarıyla yeteri kadar tanışmıyorsanız Cevat Şakir’in yani Halikarnas Balıkçısı’nın izinden gidin… Fazla su da budama da istemeyen begonvil Halikarnas Balıkçısı tarafından buraya taşınmış, beyaz evler, mavi kapılar kadar simgedir. Kaktüsler bahçeleri rüya gibi yapar da ortancaları bir türlü tutturamazsınız. Yedi veren limon ağacı

kurtarıcıdır, limona para ödemenize gerek kalmaz, mis

gibi dalından toplamanın zevkine varırsınız. Yol kenarları bile mandalina ağacı olduğu için en kolayı bu ağaçlardan yetiştirmektir, üstelik çiçeklerinin kokuları tüm Bodrum’a yayılır. O kokular imbata karıştı mı, daha bir baş döndürür.

Muzları şımarıktır, narlarının tadı harikadır. Sahillerde anıt ağaçlar gibi insanı şaşırtan okaliptüsler de Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’a armağanıdır. Kökleri derin sulara ulaştığı için yaz günleri bile hem yeşildirler hem de gölgelerinde vahalar yaratır.

Yeni siteler kurulurken bitki örtüsünü dümdüz yapıp sonra çime boğan yerler aslında kâğıttan kule kurarlar… Bırakın bitkisi de hayvanı da yerlerinde kalsın, evler onların arasına gizlensin. Denizden baktığınızda ağaçların arasında kaybolan evlerin sahipleri gerçekten şanslıdır.

Sahildeki taşlar

Bodrum’a yerleşmeyi düşünenlerin en önemli konusu denize kaç adım mesafede olduklarıdır. Ne fazla uzak ne fazla yakın kavramı çok yerindedir. Çok yakın evler için dalgalar bazen rahatsız edici olabilir, nem bu evlerin peşini bırakmaz.

Sahillerini kaplayan taşlardan yakınmayın çünkü masaj etkisi yapar ve onların üzerine kum döküp kapatmak isteyenler gereksiz hayaller kurarlar. Mavi ve yeşil alabildiğine gözlerinin önündeyken havuz gerçekten gerekli mi, iyi düşünün.

Yeni bir hayat kurmak için geçirdiğim üç mutlu yılın bir özetini yaparken şunu net şekilde söyleyebiliyorum ki, Bodrum beni çok değiştirirken kendi de değişti. Büyükşehirlerden göç eden şehir kaçaklarıyla birlikte nüfusu bir anda arttı. Yazlık sitelerin çoğunda yaz kış yaşanmaya başladı, dolayısıyla alışveriş merkezleri çoğaldı.

İki katlı evlerin yerine bir şekilde üç katlıları yapılıyor, dağların çoğu tıraşlanıp siteler kuruluyor. Ormanların yerini kral mezarlarına benzeyen evler kaplıyor. Bodrum’un geleneksel ev tipini değiştirip kendi stilini yaratmak isteyenlerin çoğu içinde yaşayanları mutsuz ediyor. Bodrum’a çok iyi planlanmış çalışılmış imzalar gerekiyor ki bunları atabilenler ancak yaşanası evler yapıyor.

Düz hatlı evler

‘Megaron’ adı verilen düz hatlı evlerinin aslında buranın yaşamına en uygun bina olduğuna birkaç yüzyıl gecikmeyle de olsa ben de emin oldum. Geçmişle geleceği birleştiren özenli dokunuşlar bence Bodrum’un yeni mimari tarzını oluşturmalı. Beyazın dışında arayışlar, taş ev görünümlü yığma beton evler, mantolama Bodrum’un kışlarını işkenceye dönüştürüyor. Sorunlardan kurtulmak için buralı evlerde yaşamak gerekiyor. Güneş enerjisi çok iyi planlanmalı aksi taktirde göz boyamadır, şömine de iyi seçilirse hem romantik hem kurtarıcıdır.

Yalnızca yazın oturmayı planlayanların bile bunlara özen göstermesi şarttır çünkü yaz kadar kış da başkadır. Üstelik büyük şehire artık yalnızca 45 dakika uzaklıktadır.

Her köşesi başka güzel

Ev alırken komşu da alırsınız sözü belki de en çok Bodrum’da tekrarlanır. Bazen müstakil evlerin mahremiyeti bir apartman dairesinden çok daha zor olabiliyor. En yakındaki evle ses duvarını doğa sayesinde kurabilenler mutluluğa ilk adımını atar, taş duvarları kurtarıcı zannedenler kulelere hapsolurken önce rüzgarı sonra da denizin sesini de keser.

“Bodrumun her köşesi bir başka güzeldir” sözü klişe değil tam bir gerçektir. Turgutreis, Gümüşlük, Yalıkavak, Gündoğan, Torba, Türkbükü, Gölköy, Ortakent, Konacık, Bitez, Güvercinlik ya da merkez neresinde yaşamayı seçerseniz en güzel yer orasıdır. Üstelik o an emin olursunuz ki sadece Türkiye’nin değil dünyanın da en özel yerindesiniz, Karyalı prensesinin evindesiniz. Bodrum kendisi mücevherdir ama kalesinde mücevherin tarihini de sergiler.

Her köşesindeki marinaları dünyanın dört bir tarafından gelen gezginleri ağarlar ki, Yalıkavak lüks tekne defilesiyle dünya sosyetesini bile büyüler.

Ben bu ara “hadi gari, orlar burlar benim” diyen arkadaşların yanında yaz kış yaşayan biri olarak kendi Bodrum masalımı yazıyorum. İstersem kral yollarında yürüyorum, bisiklet turuna katılıyorum, Sedat hocadan yelken dersi almak için can atıyorum. Bottan inip alışveriş torbalarına boğulabiliyorum, akşamları salaş bir balıkçıda denizin içindeki bir masada kupesimin tadına varıyorum. Gümüşlük’te gün batımını, Türkbükü’nde gecenin sabaha kavuşmasının haşmetini izliyorum. Olmadı çayımı alıp koyda boş boş denize bakıyorum ve Bodrum’un dünyadaki cennet olduğuna emin oluyorum. Kısacası yaşıyorum.

Last modified: 11 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir