Akdeniz’de kendi halinde bir ada: Malta

tarafından hazırlandı| SEYAHAT

Malta her mevsim gidilecek bir seyahat noktası. Kışın rüzgarlı ama ılık esen rüzgar insanı üşütmüyor. Kaldı ki son yıllarda çok popüler. Neden olmasın: Deniz var, harika yemekler yiyebileceğiniz İtalyan restoranları, tarihi geçmişi, ilginç mimarisi, çok kumsalı olmasa bile yine de denize girilebilecek plajları var.

 

NUR KÖKÜÖZ

 

Malta, Akdeniz’in ortasında Sicilya adasının güneyinde bir küçük ada devlet, daha doğrusu adalar devleti, ki toplamda beş adadan oluşuyor. Gozo ve Comino, Malta adasının küçük kardeşleri.

Malta aynı zamanda dünyanın en küçük ülkeleri sıralamasında 10. sırada. Nüfusu 420 bin civarında. 1974’te İngiltere’den ayrılıp tam bağımsızlığını ilan etmiş Avrupa Birliği üyesi bir ülke.

Malta kendi ihtiyacı kadar tarım ürünü yetiştiriyor. En büyük gelir kaynakları turizm ve dil okulları yanı sıra gemicilik ve gemi bağlama…

Üç günlük gezimin ilk durağı bir balıkçı kasabası olan Marsaxlokk… Burası balıkçılığıyla ünlü şirin bir kasaba. Haliyle balık yemek için ideal bir yer. Sokakları bile balık kokuyor. Kıyı boyu balık lokantaları leziz balıklar ve çeşitli diğer deniz ürünleri sunuyor. İster satın alıp evde yemek, isterseniz biraz salaş diyebileceğim restoranlarda balık keyfinizi yaşamak için şirin bir kıyı kasabası. Hem de başkent Valetta’ya çok yakın.

Malta her mevsim gidilecek bir seyahat noktası. Kışın rüzgarlı ama ılık esen rüzgar insanı üşütmüyor. Kaldı ki son yıllarda çok popüler. Neden olmasın: Deniz var, harika yemekler yiyebileceğiniz İtalyan restoranları, tarihi geçmişi, ilginç mimarisi, çok kumsalı olmasa bile yine de denize girilebilecek plajları var. Bir ada ve deniz ülkesi olması nedeniyle ilgilenenler için savaşlar sırasında batmış gemileri dalış yaparak görmek de mümkün. Sualtı sporları konusunda bilinçli bir altyapıya sahipler. İç denizde, resiflerde, mağaralarda dalış yapma imkanını da sunuyor. Bir de denizden batan harika bir güneş batımı seyretmek isterseniz işte aradığınız yer. Fotografçılar için de bulunmaz görüntüler, nefis manzara ve tarihi binalar çokça var.

 

Maltalılar ve Malta dili

Başlangıçta merak ediyordum, Maltalıların kökleri nereden geliyor, kendi dilleri var mı diye. Havaalanına iner inmez fark ettim ki kendilerine ait bir dilleri var. Biraz İngilizce, biraz İtalyanca ve biraz da Arapça karışımı. Latin alfabesi kullanıyorlar ama kendilerine özgü bazı harfler de var. Aslında tuhaf bir dil ve herkes İngilizce biliyor. Çünkü ülkenin resmi dili İngilizce!

Köklerine gelince… Nüfusun çoğunluğu vaktiyle Lübnan’dan ve Filisten’den gelmiş. Sokakta gördüğünüz insanların çoğu yabancı. Dünyanın her yerinden göçmen almış Malta.

Malta’nın bir ünü de dil okulları. Malta’da birçok dil kursu mevcut ve İngiltere gibi diğer ülkelere göre daha ucuza dil kursları veren okulları var. Özellikle İngilizce konusunda dil okulu arayanların uğrak adreslerinden biri Malta.

Son yıllarda Malta, farklı bir ülkede düğün yapmak isteyenler için özel imkanlar sunuyor. Böylece Malta mükemmel bir düğün organizasyonu rotası olarak da önplana çıkıyor.

 

Gozo adası

Malta’nın ikinci büyük adası Gozo’yu görmeden Malta’yı gördüm diyemezsiniz. Cirkewwa Limanı’ndan kalkan feribotlarla ulaşılıyor bu adaya. Yanında diğer iki küçük ada Comino ve Cominetto görünüyor. Limandan Gozo’nun en büyük şehri olan Victoria’ya geçerek ilk ziyaret noktası olan Ta Pinu Kilisesi’ne varıyoruz. Burası Roma Katolik Kilisesi ve Meryem Ananın göğe yükselişi anısına inşa edilmiş. Gozo’nun en görkemli anıtsal yapısı.

Gozo’dan küçük tekneler ile iç denizden açık denize çıkıp Blue Lagoon’un (Mavi Pencere) çevresinde yer alan mercanları görme imkanımız vardı ama hava koşulları elverişli olmadığı için biz göremedik. Burası turistlerin cazibe merkezi. Mavi Pencere’yi arkanıza alıp harika fotograflar çekebilirsiniz.

Gozo adasının başkenti Victoria ikinci durağımızdı. Bir diğer adı Rabat bu şehrin. Rabat, Arapça banliyö demekmiş ve eskiden Rabat, Mdina şehrine bağlı bir mahalleymiş. Uzun yıllar İngiliz hakimiyetinde olan Malta’nın bu kentine İngilizler kraliçenin adı olan Victoria deseler de Maltalılar için Rabat. Burada adanın merkez kilisesini, şehir surlarını, adalet sarayı ve piskoposluk sarayını gördükten sonra şehirde turlamaya başladık. Bence adanın en dikkat çekici özelliği evlerin cumbalı oluşuydu. Aynı evleri başkent Valetta’da da gördük.

 

Malta sürgünleri

Malta’dan bahsetmişken kısa bir tarih turu da yapalım. İngiltere 1919-1920 yılları arasında 145 kalburüstü Türk asker, devlet adamı ve yazarını Malta’ya sürgüne gönderdi. Son Osmanlı Meclisi İstanbul’da toplandı ve 16 Mart 1920 günü İngiliz polisi Meclis’in kapısına dayanarak Mustafa Kemal’in yakın arkadaşlarından bazı mebusları tutukladı. Malta Sürgünleri arasında kimler yoktu ki? Eski sadrazam Sait Halim Paşa, Meclis başkanı Halil Menteş, Mebusan Meclisi Reisi Hacı Adil Bey, Şeyhülislam Hayri Ürgüplü; vekillerden: Mithat Şükrü Bleda, Rauf Orbay, Kara Kemal, Ahmet Şükrü; tanınmış milletvekilleri: Zülfü Tigrel, Arif Fevzi Pirinççioğlu, Ali Çetinkaya, valilerden: Hasan Tahsin Uzer, ordu komutanları: Ali İhsan Sabis,

Fahrettin Türkkan, büyük yazarlar: Süleyman Nazif, Aka Gündüz, seçkin profesörler: Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, gazete başyazarları: Celal Nuri İleri, Hüseyin Cahit Yalçın, gibi tanınmış isimler… İngilizler İstanbul’da Türklerin gerek mahkemelere, gerekse idamlara tepkisi üzerine 28 Mayıs 1919 gecesi Bekirağa Bölüğü hapishanesinden 67 kişiyi gözetim altına aldı. Bunların 12’si Mondros’a, diğerleri de Malta’ya götürüldü.

 

Malta Türk Şehitliği

Malta’nın Türk tarihi sembollerinden biri de 1565 yılında Osmanlı kuşatması sırasında Turgut Reis’in burada şehit düşmesidir. "The Great Siege of Malta (Büyük Kuşatma)” diye adlandırdıkları bu tarihi olay, Maltalıların hafızasında temsili gösterilerde, müzelerde, araştırma kurumlarında tazeliğini aynen

korumakta. Malta'da Türk varlığını simgeleyen en önemli yapıt ise Türk Şehitliği/Mezarlığı. Valetta'nın güneyinde yer alan bu şehitlik Sultan Abdulaziz tarafından yaptırılmış ve 1864 yılında açılmış. Marsa semtinde bulunan bu mezarlık daha sonraki yıllarda restore edilmiş. Malta Türk Askeri Mezarlığı (Turkish Military Cemetary) adıyla anılan bu mezarlıkta 1565 kuşatmasında Osmanlı ordusunun

verdiği şehitler, Malta’ya sürgün edilen bazı şahıslar ve diğer müslümanlarla birlikte fransız askerlerinin de bulunduğu bilinmekte. Maltalı mimar Galizia tarafından özel bir mimari yorumla yapılan bu mezarlık ne yazık ki 2011 yılından beri ziyarete kapalı.

 

Film seti olarak Malta

Malta ayrıca son yıllarda film seti olarak da adını duyurdu. “Popeye /Temel Reis” filmi ve “Game of Thrones Taht Oyunları” gibi filmler Malta’da çekildi ve bu da adanın popüleritesini arttırdı. Temel Reis filminin seti olarak bir köy kurmuşlar ve bu köy turistik ziyaretlere açık.

Malta’nın tarihi kenti Mdina

Gezimize geçmişi M.Ö. 4000’li yıllara dayanan eski Mdina şehriyle devam ediyoruz. Burası Avrupa’nın en eski yerleşim yeri olarak tanımlanıyor. Çok iyi korunmuş olan bu şehir, UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesinde yer alıyor ve geçmişten günümüze bir tarih dersi veriyor. Malta’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Mdina şehri. Şehir dediysem öyle günümüz şehirleri gibi değil. Sarı kum taşından yapılmış birbirinden zarif yüzlerce yıllık binalar, dar sokaklar arasındaki evlerde canlı renkli kapılar ve her biri birbirinden farklı kapı tokmakları dikkatli gözlerden kaçmıyor.

Etrafı surlarla çevrili sessiz bir küçük şehir burası. İnsana orta çağdaymışsınız duygusu veriyor. Sanki binlerce yıl öncesine ışınlamışsınız gibi. Malta’nın hazine şehri olduğu söyleniyor. Burada, Avrupa’nın dördüncü büyük kubbesine sahip olan Santa Maria Assunta Kilisesini ziyaret ediyoruz. Bu büyük kilisenin içinde 2. Dünya Savaşı’nda Alman Nazi uçaklarının atmış olduğu 200 kilo ağırlığındaki patlamayan bombayı görme fırsatı buluyoruz. Bomba içerde ayin varken kilise yakınlarındaki İngiliz deniz üssü hedeflenerek atılmış ama hedefi şaşırıp kilisenin çatısından içeri düşmüş ve hiçbir zarar ve can kaybı olmamış.

 

Başkent Valetta

Malta şövalyelerinin ‘grand master’ payeli şövalyesi Valetta’nın adına kurulmuş başkent. 1500’lü yıllarda St. John Şövalyeleri tarafından surlar içinde Barok üslupta Roma Katolik şehirleri mimarisiyle inşa edilmiş bu küçük şehir. Çevresiyle birlikte 6.500 nüfusa sahip. 1980 yılından beri tüm şehir UNESCO Dünya Kültür Mirasları listesinde yer alıyor.

Dar ve upuzun sanki gezdikçe uzayan keyifli sokaklar, albenili mağazalar, şık restoranlarıyla bir cazibe merkezi Valetta. Şehri gezmek için tekne turları, hop-on hop-off otobüslerini kullanabilirsiniz. Katedrali, kiliseleri ve devlet dairelerinin bulunduğu klasik binalarıyla ülkenin kalbi burada atıyor.

 

Cumbalı evler

Malta’da beni çok etkleyen unsurlardan biri de bana çok estetik gelen cumbalı evlerdi. Hepsinde başka bir ruh bir gizem var. Yüzlerce fotoğraf çektim. Hepsi farklı renklerde boyanmış, bulundukları sokağı renk skalasına çevirmiş. Sarı taştan iki üç katlı evleri bu sevimli cumbalar renklediriyor. Her sokakta cumbalı evlere rastlamak mümkün. Osmanlı etkisi demek yanlış olur. Çünkü bu adaya Osmanlılar ayak basmamış. Osmanlı burayı fethedememiş ama cumbalı ev geleneği buraya kadar gelmiş. Kuzey Afrika mimarisinden esinlenmiş olabilirler.

Sokaklarda ağaç yok ama küçücük şehirlerinde inanılmaz güzellikte ağaçlar, çiçekler bahçe ve parkları dolduruyor. Parklar ve meydanlarda klasik ya da modern heykellerin yer alması Avrupa tadı veriyor bu kente.

Bazı kimseler sıkıcı bulsalar da Malta kimine göre ilginç, kimine göre sevimsiz ama bana göre çok sevimli bir ada. Tarihi dokusu, denizi, yemekleri, mimarisi, insanlarının sıcaklığı bence adayı sevimli kılan özellikler.

Last modified: 11 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir