Mimari Harikası 6 Şehir

tarafından hazırlandı| SEYAHAT

Kimisi bizi rönesansın doğuşuna çeken bir zaman makinası kimisi rengarenk yapılarıyla sanki harikalar diyarı. Dünyanın her bir köşesinde farklı tarihler, farklı stiller bizi karşılıyor. Her bir şehrin simge yapılarına baktığımız zaman o bölgenin tarihi dokusunu kavrayabiliyor ve geçmişe gidebiliyoruz. Bazen ise teknolojinin yansımasını gördüğümüz binalar bize sanki gelecekten sesleniyor. Eğer siz de simge yapılara ve mimariye düşkünseniz hazırlanın, Dünya’nın mimari harikası şehirlerine birlikte bir yolculuğa çıkalım.

 

Bir Katalan Modernizmi Harikası: Barselona

İspanya’nın ikinci büyük kenti olan Barselona mo-dern gotik ve oryantal esintilerle birlikte günümüz-de katalan modernizmini oluşturan şehirdir. Şehir, 19. yüzyıl başlarında bir tasarım dahisi olan Anto-ni Gaudi tarafından mimari harikası birçok eserle taçlandırılmıştır. Şehrin en ikonik yapılarından biri olan La Sagrada Familia, aslında mimar Francisco de Paula del Villar y Lozano’nun yapımına başladığı ve neo-gotik olması planlanan bir eserdi. Mimarla anlaşmazlığa düşülünce Antoni Gaudi inşayı dev-raldı. Fakat Gaudi’nin işi de uzun sürmedi. Çünkü ünlü mimar bir tramvayın altına kalarak hayatı-nı kaybetmiş ve kilise inşası yarım kalmıştı. Kilise 1926 yılından beri hala tamamlanmaya çalışılıyor. Fakat çizimlerin günümüz teknolojisine uyarlan-ması o kadar zor ve Gaudi’nin tarzı o denli çetrefil ki kilisenin mutlu sonu bir türlü gelmiyor. Gaudi’nin organik formları ve gösterişli renkleri kullanmasıyla ünlü mimari stili şehrin başka köşelerinde de kar-şımıza çıkıyor. Barselona çevresinde bir gezintiye çıkarak sanatçının kendi tarzını oluşturan seramik ve vitray mozaikleri ile dalgalı taş ve demir işçili-ğinin örneklerini görebilirsiniz. Turistlerin mutlaka resimlerini çektiği sıradışı bina Casa Batlló ve ren-garenk mimarisiyle sanki bir peri diyarında hisset-tiren Park Güell bu örneklerin başında geliyor. Yine Barcelona’da bulunan La Pedrera ise Gaudi tarafın-dan tasarlanan mimarlık tarihinin en çarpıcı evle-rinden biri.

 

Futurizmin Adresi, Planlanan Şehir: Brasilia

Brezilya ülkesinin başkenti Brasilia’nın 1956 yılında, Juscelino Kubitsc-hek’in başkan olmasıyla doğduğunu söylemek yanlış olmaz. Kubitschek başa geldiğinde ülkenin çorak bölgelerinin birinde planlı bir şehir kurma yolunda adım atıyor ve bu hususta mimar Oscar Niemeyer’la görüşüyor. Dökme betonunun estetik amaçlar için farklı biçimlerde kullanılmasının öncülüğünü yapan Niemyer günümüzde modern mimarlığın öncülerinden. Tarzının en dikkat çeken unsuru hafif görünen eğrisel formların oluştur-duğu eşsiz bir atmosfer. Niemyer’in en önemli eserlerinden biri hiperbölik şekle sahip betonarme bir katedral olan ve çatısı ise cam ile kaplı Brasilia Katedrali’dir. Bunun yanı sıra Brezilya Ulusal Kongre Binası, Federal Yüksek Mahkeme Binası, Adalet Sarayı gibi yapılar da Niemyer’in şehrin silüetini oluşturduğu işlerinden birkaçıdır. Niemyer dinamik çizgilerle tanımlanan binaları, beton ve camı kullanış tarzıyla modernizmin bir kolu olan futurist tarzı Brezilya’nın başkentine estetik bir biçimde kazandırmıştır.

Rönesans’ın Doğduğu Topraklar: Floransa
İtalyan Rönesansının doğduğu topraklar… Flo-ransa, Leonardo da Vinci ve Michalengelo gibi dünyaca ünlü iki sanatçıyı yetiştirmiş olan şe-hir. Simetrinin, geometrik şekillerin ihtişamlı sütunlar ve kubbelerin ilgilisiyseniz ve Röne-sansa ait izler bulmak istiyorsanız ziyaret et-meniz gereken şehirlerin başında Floransa ge-liyor. 1296-1436 yılları arasında uzun bir süre boyunca inşası devam eden görkemli Floransa Katedrali, ünlü Medici ailesinin sanat koleksi-yonun sergilendiği dünyanın en eski ve ünlü sa-nat müzelerinden biri olan Uffizi sanat müzesi, Michalengelo’nun başyapıtlarından biri olarak değerlendirilen San Lorenzo Bazilikası Floran-sa’nın mimari harikalarından sadece birkaçıdır. Bartolomeo tarafından Medici ailesi için inşa edilen Rönesans sarayı Meddici Riccardi de du-varları Gozzoli’nin yaptığı fresklerle kaplı olan Magi Şapeli’ni içerdiği için görülmeye değerdir.

 

Postmodern Mimarinin Minimalist Şehri: Stockholm

İsveç’in başkenti Stokholm postmodern mimari sevenler için ideal adres. Eski çağlardan da son derece iyi korun-muş spotlara sahip olan şehir bir yandan rönesans, barok, klasik ve romantik dönemleri yansıtan mimarilere sahip-ken bir yandan modern ve postmodern görünümlerin de merkezi. Stockholm 1930’larda fonksiyonculuğu bir mimari stil olarak benimsemiş ve bölgede daha minimal tarzda eserler ortaya konmuştur. Özellikle ev içi dekoras-yonda bu baskın bir tercihtir. Postmodernizmin yanında ekolojik tasarımların, yüksek teknolojinin, dışavurumculu-ğun kullanıldığı Stockholm’de gördüğünüz an kameranıza sarılacağınız birçok yapı bulunuyor. Dünyanın en büyük yarım küre binası olan Ericsson Globe bunlardan biri. Berg Arkitektkontor tarafından tasarlanan yapı, 1989’da açıl-mıştır ve 110 metre çapında, 85 metre tavan yüksekliğin-dedir. Nobel Ödüllerine ev sahipliği yapan Stockholm City Hall ise, Ragnar Östberg’in başyapıtlarındandır ve 106 metrelik çan kulesiyle İsveç’in ulusal simgelerinden biridir.

 

Bulutların Üzerinde Bir Şehir: Dubai

Özellikle son 15 yılda Dubai’nin görü-nüşünün radikal bir şekilde değiştiğini söyleyebiliriz. Gittikçe yükselen ve birbiriyle yarışır gibi görünen gökde-lenler artık şehrin siluetini oluşturu-yor. Birkaç ay önceye kadar dünyanın en uzun binası olarak anılan Burj Kha-lifa Dubai’nin simge yapılarındandı. 828 metre yüksekliğe sahip olan bu gökdelen, Chicago’daki birçok sim-ge gökdelenin mimari olan Adrian Smith’in imzasını taşıyordu. Fakat 2019 yılında tamamlanacak olan Cid-de’deki Kraliyet Kulesi’nin Khalifa’nın sıfatını elinden alacağı bir gerçek. Yeni yapının 1.008 metre olacak. Bunların yanısıra Dubai, Dünya haritasında ya-pay takım adalar gibi görünen The Palm Jumeirah ve denizin içerisinde birer yelken silüetine sahip olan Burj el Arab gibi lüks otellerin de ev sahibi. Eğer son teknolojiyle oluşturulmuş neo-futurist bir mimariye sahip bir şehre yolunuzu düşürmek isterseniz, başınızı döndüreceğinden emin oldu-ğumuz Dubai’yi ziyaret edebilirsiniz.

 

Art Nouveau ve Art Deco’nun Eşsiz Örneği: Brüksel

19. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Art Nouveau akımının şehirlerdeki yansımasına en güzel örneklerin başında Brüksel gelmektedir. Günümüzde adı, en güzel korunmuş olan şe-hirlerle anılan Brüksel Belçika’nın başkentidir. Kıvrımlı yapılar, organik şekiller, demir ve ca-mın farklı kullanımları ve rengin her tonunun sarmaladığı binalar görmek isterseniz gidece-ğiniz yer belli. 1890’dan bu yana Victor Horta, Paul Hankar, Paul Cauchie ve Ernest Blérot gibi çok başarılı mimarlarının kurallara başkaldırarak modernlik arasında adeta birer harikalar diyarı yarattığı şehir her sokağıyla insanı büyülemek-tedir. Renkler ve ışığın ön planda olduğu, mo-bilyalardan dekoratif objelere her şeyin kendi diliyle konuştuğu Brüksel’de görülmesi gereken yapılar saymakla bitmez. Çeşitli simge binalarla çevrili olan Grand Place, Art Nouveau ve Deco akımlarının örneklerinden Saint-Cyr ve Chauci House’ın yanı sıra Cinquantenaire yani sanat ve tarih müzesi de mutlaka görmeniz gereken yer-lerdendir. Eğer modern mimariye ilginiz varsa, 1958 yılında Expo 58 fuarı için André Waterkeyn tarafından tasarlanan 102-metre yüksekliğinde, dokuz çelik kürenin birleştirilmesi ile oluşturu-lan eser Atomium’a da bakabilirsiniz.

Last modified: 11 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir