İnsan Atatürk’ü anlatan iki kitap

tarafından hazırlandı| KÜLTÜR-SANAT

Atatürk hakkında daha ne öğreneceğim ki, demeyin. Sözünü ettiğimiz her iki kitap bir lideri değil, bir insanı anlatmayı hedef edinmişler bu yüzden de Mustafa Kemal’i tarih kitaplarından öğreneceğimizden farklı bir yönüyle tanıma fırsatı veriyor.

Asuman KAFAOĞLU BÜKE

 

Geçtiğimiz günlerde Atatürk hakkında ilginç iki kitap yayımlandı. Birincisi, daha önce çok beğenilen Latife Hanım (Everest yayınları, 2011) biyografisiyle araştırmacı yönünü ortaya koymuş olan
İpek Çalışlar’ın “Mustafa Kemal Atatürk: Mücadelesi ve Özel Hayatı” (YKY, 2018); İkincisi ise Süleyman Bulut’un büyük olayların gölgesinde kalmış insani öyküleriyle Atatürk’ü tanıtan, onun değerini gösteren “Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler” (Can, 2018) kitabı.

 

Yapı olarak çok farklı iki kitap olmalarına rağmen, birbirlerini destekleyen ve besleyen, okumayı daha zevkli kılan iki kitap. Bunları aynı günlerde okumak çok iyi oldu. İpek Çalışlar’ın biyografisi Mustafa Kemal’in Millî Mücadele’yi tarihe kaydetmek amacıyla Nutuk’u kaleme aldığı 1929 yılında sonlanıyor. Süleyman Bulut’un daha çok son yıllarından hikayelerle dolu, gençlik ve çocukluk hikayeleri nispeten daha az. Böylece tamamlanmışlık duygusuyla bitti iki kitap.

Dostum Atatürk

Atatürk hakkında yazmak hem çok kolay hem de inanılmaz zor. Çok kolay çünkü her adımı hem kendisi hem de yakın çevresi tarafından kayıt altına alınmış. Yaşadığı dönemde onunla tanışan, birlikte okula giden, yanında çalışan, sınıf arkadaşları, silah arkadaşları, ailesi, yaverleri, doktoru, hemşiresi, vb… hepsi onun farklı alın yazısının farkında olarak anılarına önem verip kaydetmişler. Böylece Atatürk’ün hemen her yılı kayıt altına alınmış ve çok farklı çevrelerden insanların tanıklıklarından oluştuğu için de bugün çok yönlü kişiliğini anlamamız kolaylaşmış.

Neden çok kolay olduğunu söyleyerek başladık ama Atatürk biyografisi yazmak bir o kadar da zor tabii ki. Zor çünkü, yıllar içinde birikmiş klişeleri, yüceltmeleri, kötülemeleri temizlemek hiç kolay değil.

 

 

Sonuçta biyografiyi yazarken hem yazılmış hem de söylenmiş her şeyi yeniden doğrulamak ya da en azından diğer bilgilerle çatışmadığını göstermek gerekir.

Atatürk biyografisinin bir diğer zorluğu da yakınlık/mesafe sorunudur. Biyografi yazma süreci içinde yazar ile konusu açıklaması zor bir yakınlık içinde bulurlar kendilerini. Yıllar önce ölmüş biri hakkında yazıldığında bile, o kişinin mektuplarını, günlüklerini, özel hayatını okumak, öğrenmek, ayrı bir yakınlıkla bağlar yazar ile konusunu. Nadir Nadi’nin Mozart’ı dostu olarak görmesi gibi, bir hayatın incelenmesi de bir çeşit dostluk bağı oluşturur. İpek Çalışlar bu dengeyi çok güzel kuruyor kitabında. Onun, önce Mustafa adında bir çocuktan, ardından Mustafa Kemal adlı bir öğrenciden bahsederken aile içinde kullanılan samimi bir dil kullandığını görüyoruz. Mustafa Kemal’i annesinin, kız kardeşinin gözünden tanıma fırsatı veriyor. İlerleyen sayfalarda onu komutan olarak, gazi olarak ya da Atatürk soyadını almış Cumhurbaşkanı olarak yazarken kurulan yakınlık devam etse de daha mesafeli bir duruş görülüyor.

 

Atatürk ve Kadınlar

Atatürk’ün hayatı çok kereler anlatıldı fakat İpek Çalışlar’ın çalışmasının bir yönüyle öncekilerden farklı; yazar bunu şöyle açıklıyor: “Atatürk biyografilerinin önemli bir eksiği vardı. Bu biyografilerin yazarları da kaynak olarak kullandıkları kişiler de neredeyse hep erkekti.” Çalışlar ise Atatürk’ü annesinin, kız kardeşinin, Halide Edip’in, Latife’nin, Afet ve Sabiha’nın açısından da vererek anlatıyor.

 

Örneğin daha önce vurgulandığını hatırlamadığım bir şey dikkatimi çekti, kız kardeşi Makbule’nin durumuydu bu. Ağabeyi askeri okulda eğitim görürken, Makbule evde kalmış, okumasını izin verilmemişti. Ağabeyini iki kez yalvardığını, “Niçin beni okutmadınız? Ben sizin gibi mektebe devam etsem, hiç olmazsa muallime olsan ne olurdu?” diye sitem ettiğini görüyoruz. Makbule’nin bu serzenişleri hiç dikkate alınmaz ama Atatürk muhtemelen kız kardeşinin gururunu kırmamak için şöyle bir açıklama yapar sonunda “Makbuş, sen okursan mevkiimi elimden alırsın, okumadığın halde bu kadar zekisin, hele bir de mekteplere, darülfünunlara gitseydin neler yapmazdın?” der.

 

Bunları satırları okurken Virginia Woolf’un 1928 yılında kaleme aldığı “Shakespeare’in Kızkardeşi” makalesini düşünmeden
edemedim. Çalışlar’ın bütün bir tarihe yaklaşımıyla okumak Atatürk’ü de yeni bir açıdan görmemizi sağlıyor.

 

…Ve Atatürk’ün Hikayeleri

Süleyman Bulut daha önce çocuk kitabı olarak derlediği Atatürk öykülerini şimdi genişleterek yeniden okura sunmuş. Bu sefer bir çocuk kitabı olarak değil, Atatürk’ün dilden dile aktarılan gündelik hayatının esprili, ilginç hikayelerini yazmış  Bulut. Kitabın alt başlığı “Beni Hatırlayınız”ın anlamını ilk kısacık öyküde anlıyoruz. Bu öykülerde Atatürk’ün taviz vermeyen sert yanını da ortaya çıkartmış yazar. Örneğin adil olmayan şekilde vergi toplanmasına, rüşvete karşı affetmez bir duruşu var.

 

Atatürk hakkında daha ne öğreneceğim ki, demeyin. Sözünü ettiğimiz her iki kitap bir lideri değil, bir insanı anlatmayı hedef edinmişler bu yüzden de Mustafa Kemal’i tarih kitaplarından öğreneceğimizden farklı bir yönüyle tanıma fırsatı veriyor. Özellikle daha az bilinen öğrencilik gençlik yıllarını  okumak çok bilgilendirici çünkü düşünce ve ideallerinin özünde yatan temel iyi  anlaşılıyor.

Last modified: 11 Aralık 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir